Mr. Spak’ın Beyni – James Blish

1. baskısını 1974’te yapan bu kitabın satış fiyatı tam 10 liradır.

bu güzel esere şu tanımlamayla giriş yapıyoruz :

— alıntı —

uzay yolunda adı geçen önemli kişiler..

atılgan – yıldız donanma sisteminin en modern silahlarla donatılmış, en büyük uzay gemilerinden biridir.

kaptan körk – atılgan gemisinin tam yetkili kaptanı. son derece bilgili, karakterli, zeki ve dürüst bir kişidir.

mister spak – atıldan gemisinin birinci kaptanı ve kaptan körk’ün en yakın arkadaşı, yeşil derili, sivri kulaklı bir volkan. bütün sorunları mantıkla çözümler, tüm olayları mantığa bağlar.

mister skat – geminin makine mühendisi. yüksek eğitimli, her türlü makineden anlayan, becerikli bir subaydır.

mister sulu – atılgan gemisinin dümencisi.

teğmen uhura – haberleşme uzamnı, nil vadisinden gelme, güzel ve çekici bir bantu.

— alıntı —

hayır, tanımlamayı ben yapmadım sevgili arkadaşlar. ne haddime!
yayınevi, erinmeyip sekizinci kitaba kadar gelen okuyucu için yazmış bunları!
hani o saate kadar spak’ın bir volkan, uhura’nın da bir bantu olduğunu anlamadıysanız diye.
tabii gözardı edilmiş imlâ kurallarından bahsetmiyorum bile.

şimdi tüm okuyucuların gözlerini yaşatacak bir kısmı alıntılıyorum izninizle,

— alıntı —

kaptanın seyir defteri: yıldız tarihi 4627.2.0 atılgan yıldız gemisi uzaydaki çalışmalarını sürdürüyor. ekranımızda beliren son derece zarif, yabancı bir geminin kimliğini araştırıyoruz. yabancı gemi, bütün çağrılarımızı ve gezegenlerarası işaretleşmeleri cevapsız bıraktı.

spak, yapısı ve şekli çok değişik olan gemiyi inceledi.

– yapısı bilinmiyor. eşsiz bir teknoloji yapıtı. nötron değişimi ve iyon tahrikiyle çalışıyor.

körk:

– görüntü on, mister çekov, dedi.

fakat geminin yakından görünüşü de, kimliğin tespitine yaramadı. yabancı gemi, arkasındaki uzayın karanlığında bir iğne başı kadar parlak ve küçük kalıyordu.

– ne dersin skat’i?
– pes ettim, kaptan. böyle bir şey ilk kez görüyorum. fakar ne kadar güzel, değil mi?

uzun bir ıslık çaldıktan sonra sözünü sürdürdü:

– hem de iyon tahrikiyle çalışan bir gemi. geminin sahipleri her kimse, bize muhakkak ki ufak tefek şeyler öğretebilirler.
– canlı var mı, mister spak?
– bir canlı, kaptan. insan ya da benzeri. canlılık düşük düzeyde. yaşam destek sistemi çalışıyor. iç atmsfer nitrojen ve oksijen karışımı.

mister spak, araştırıcı ekranına biraz daha dikkatle eğildi.

– bir dakika, kaptan…
– evet, mister spak?
– alıngaçlar, bu canlıdan ulaşım ışınlarının çıktığını gösteriyor.
– yönü?
– burası,, kaptan… atılgan’ın kaptan köprüsü.

görevliler koltuklarında huzursuzca kımıldandılar. körk, dahili mikrofona eğildi :

– güvenlik bölümü! kaptan köprüsüne!

fakat kaptan sözlerini henüz tamamlamıştı ki, kaptan köprüsünde bir şekil maddeleşmeye başladı. sonunda tamamen maddeleşti. kaptan köprüsünün tam ortasında son derecede güzel bir kadın duruyordu. sırtında kasıklarına kadar uzanan kısacık bir giysi vardı. giysi, fosforumsu parıltılarla yanıp sönüyormuş gibiydi. kadının kolunda bir bilezik vardı. bileziğin üstü renk renk mücevherler ya da bir çeşist düğmelerle sülüydü. kadının dudaklarında tatlı bir gülümseme vardı.

kadının, ulaşım odasindaki aletler olmadan böyle birden belirmesi de gemisi kadar şaşırtıcıydı.

körk konuştu:

– ben, kaptan ceyms t. körk. atılgan yıdlız gemisinin kaptanı.

kadın, bileziğinin üstündeki düğmelerden birine dokundu. mırıltılı bir uğultu yükseldi. kaptan köprüsüün ışıkları soluklaştı, parladı, tekrar soluklaştı. sonunda körk, spak ve skat, yüzlerinde hâlâ büyük bir şaşkınlık, katılaştılar, hareket edemez oldular. sonra yere kapaklandılar. mırıltılı uğultular geminin koridoruna geçti. ışıklar yine soluklaşıp aydınlandı, soluklaştı. kaptan köprüsüne doğru koşmakta olan üç güvenlik personelinin ayakları birbirine dolaştı… sonra yere kapaklandılar. uğultu gittikçe arttı, makkoy ile hemşire çapel’in bir hastayla uğraştıkları revire doğru uzndı. ışıklar bir kez daha soluklaştı; tekrar parladığı zaman da makkoy, hemşire kendilerinden geçtiler.

atılgan gemisinde derin bir sessizlik hüküm sürüyordu.

hâlâ gülümsemekte olan kadın körk’e şöyle bir göz attı. sonra kaptanın üzerinden atlayarak skat’ın yüzünü inceledi. daha sonra spak’a doğru yürüdü. onu inceleyince yüzündeki tebessüm genişledi.

kimse, tarnas halinde ne kadar uzun süre kaldığını hesaplayamadı. yavaş yavaş kendisine glmekte olan körk, çevresine bakınınca diğerlerinin de ayıldığını gördü.
zorlukla konuşarak:

– ne… nerede…, diye söylendi.

soruyu soran sulu oldu :

– ne oldu?

körk, tekrar koltuğuna oturdu.

– durumunuz, mister sulu?

sulu bir makine gibi önündeki kontrolları inceledi.

– son okunuşlarda hiçbir değişiklik yok, efendim.

– mister spak?

fakat volkan, cevap vermek için yerinde bulunmuyordu. çok şaşıran körk, skat’a baktı.

skat şaşkınlıkla :
– kız, dedi. o da gitmiş.
– evet, şu kız…
dahilî hoparlör vızıldadı.
– cim! cim! hemen revire gel! derhal! cim, çabuk ol!

makkoy’un ssinde dehşey içinde kalmış bir insanın ifadesi vardı. revirde, atılgan’ın doktoru yapmış olduğu işe şaşkınlıkla bakıyordu. yaşam fonksiyon hücresinde spak’ın hareketsiz vücudu yatıyordu. başucunda saydam, küçük bir küre duruyordu. başının üst kesimi bir örtüyle gizlenmişti. makkoy, hayal âlemindeymiş gibi kollarla oynadı, sonra :

– tamam mı? diye sordu.

küçük bir kontrol tablosunun başında duran hemşire çapel, başıyla evetledi ve bir kolu indirdi. yaşam fonksiyon hücresinde ışıklar yanıp sönmeye başladı. hemşire, yorgun ve rahatlamanın verdiği zayıf bir sesle :

– çalışıyor, dedi.
– tanrıya şükür!

körk, fırtına gibi içeri daldığında makkoy, arkasına dayanmış alnında biriken teri kuruluyordu.

– bons, neler oldu…

körk cümlesini tamamlayamadı. yaşam fonksiyon hücresinde kımıldamadan yatan spak’ı görmüştü.

– spak!

hemen yaşam göstergesine bir göz attı. gösterge çok yavaş bir fonksiyon gösteriyordu. körk, boğuk bir sesle sordu :

– ne oldu?

cevap veren hemşire çapek oldu.

– ayıldığım zaman onu muayene masasının üzerinde yatar buldum.
-böyle mi?

makkoy:

-hayır, dedi. böyle değildi.
– peki, ne oldu?

makkoy haykırdı :

– bilmiyorum!
– onu yaşam fonksiyon desteğine almışsın. ölmüş müydü?

makkoy, eliyle muayene masasını gösterdi.

– orada başladı.
– allah kahretsin, bons konuş!
– ölmüşten de beterdi.
– ne demek istiyorsun?

makkoy sanki yardım dilenirmmiş gibi yumuşak bir sesle :

– cim, dedi. cim, beyni yok!

— alıntı —

bu güzide “uzay yolu eseri girişi”nde yer alan tüm imlâ hataları, baskı ve dizgide görevli altın kitaplar çalışanlarına aittir.
o hataları taklit ederek yazacağım diye canım çıktı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s