Öldürdüğünüz Vakit Güzellikle Öldürün!

Dörtbuçuk yıl kadar önce yazmışım bu yazıyı. Yazıyı dediğime bakmayın, aslında tartışmalarla şekillenen birkaç metinden oluşuyor. Dolayısıyla dilim ve üslubum farklılaşıyor her cevapta. O ânki ruh hâlimden ve muhataplarımın tepkilerinden kaynaklanan şekillenmeler oluyor. O yüzden, o metinlerden seçip buraya koyduklarımın  arasına birer belirteç ekleyeceğim.

(1. Kısım – Tartışma Başlıyor)

ülkesinin sınırlarını genişletmeye çalışan erdemli bir hükümdarın askerlerine vereceği türden bir emir.

ama değil…

âlemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, gözümüzün nuru, yüreğimizin gölgesi hz. muhammed‘e ait bir söz.

tüm insanlığa gönderilmiş son kurtarıcı, kendisinden önce gelenin koyduğu ilkeleri nasıl da yıkıp geçiyor.

gönderdikleri arasından onun tarafına geçmeyi seçenleri, “geçmeyi henüz seçmemişler”in üzerine nasıl bir güzellikle gönderiyor.

insaf yahu, şimdi siz tanrı’nın o “öldürülecek kullar”ını peygamberinin saflarına geçenler tarafından öldürülmek üzere yarattığını da iddia edersiniz…

islam’ın barış, sevgi, hoşgörü ve kolaylık dini olduğuna dair sözleri duydukça bu sözler geliyor aklıma, gözlerim yaşarıyor.

inanmayana kaynak : http://www.kuranikerim.com/telmalili/tevbe.htm 5. ayetin tefsiri.

(2. Kısım – Tartışma Alevleniyor)

yine kendisinin kullanıldığı tefsirde alıntılanan hadiste hz. muhammed’in “öldürme yönünden insanların en iffetlisi iman ehlidir.” dediği belirtilen söz.

benim anlamadığım bir tanrı’nın peygamberinin neden insanı insana kırdırdığı. ya da daha önemlisi bir cinayet azmettiricisini peygamber yaptığı!

sadece bu sözü söylediği değil, azmettirici olduğu da aynı sahih kaynaklardan yola çıkılarak belirtilmiştir.

(bkz: ka’b ibnu’l-eşref )

(3. Kısım – Cımbızlama Eleştirilerine ve Tartışmanın Geri Kalanına Cevap, Son Söz)

sadece cımbızlama derdinde olsaydım, kaynak vermez, altını boş bırakırdım, sözlerime içi boş eleştiriler getirmeye harcadığınız enerjiyi metni okumaya harcasaydınız, cımbızlama eleştirisini yapmaya bile cesaret edemezdiniz muhtemelen.

tefsire baksaydınız, metni doğru düzgün tahlil ettikten sonra lüzumsuz kısımları saf dışı bıraktığımı görürdünüz ve o kısımların bir kısmının alıntıladığım cümleden daha hafif ve naif olmadığını elbette!

peki benim motivasyonum neydi? neyi göstermek istiyordum?

cevap basit : bu sözün hiçbir koşul altında makul gösterilemeyeceğini, barış ve hoşgörü dini getirdiğini iddia eden bir peygamberin, böyle bir temennide bulunmasının asla kabul edilemeyeceğini anlatmaktı. ve bu tartışmada zahmet edip tefsiri okumadan bana saldıranlar vasıtası ile, “İkra!” emrinin 1500 yıl sonra bile inananlara hiçbir şey katmadığını göstermek istiyordum. O emri bilerek büyüyüp okumaktan böylesine kaçınmak, ne büyük bir akıl tutulmasıdır!

önünü arkasını bir kenara bırak kardeşim. peygamber bunu demiş mi? elmalılı’nın mealini, onun alıntıladığı hadis’i şerifleri sahih kabul ediyorsan, demiş.

o zaman, illa şikayet ediyorsan, benim yapmadığımı yap, yazının tamamını alıntıla, “bu şartlar altında böyle demiş” de.
link orada, ctrl+c ve ctrl+v orada.

diyorum ya, zahmet edip buraya yazıyı alıntılamadan durmadan laf edileceğine, yazının tamamı alıntılansaydı, çoktan neticelenmişti bu tartışma. oysa ki, benim bunu yapmayı seçmediğim yerde, beni eleştirenler bunu yapmaya cesaret edemediler.

ve üstelik, anlaşılmayan, anlamazlıktan gelinen şey şu ki, nerede ve hangi şartlarda olursa olsun, bu beyanat ka-bul e-di-le-mez. ben bunu kabul etmiyorum, nedeni ne olursa olsun, makul bulmuyorum.

buyur, buna cevap ver.

ama önce, tartışmaya yazılan şunca cevapta yapılmayanı yapıyor ve yazının tamamını yapıştırıyorum buraya :

5-bütün bunlar bilindikten sonra şimdi şu haram aylar sıyrılınca, geçip gidince ki bu aylar “onlardan dört tanesi haram aylardır.” (tevbe 9/36) dört aydır. “sana haram aylarda savaş yapmayı sorarlar…” (bakara 2/217) âyeti uyarınca normal senelerde geçerli olan haram aylar ki, zilka’de, zilhicce, muharrem ve bir de recep diye bilinen aylar olmayıp, âyetinde söz konusu olan ve kurban bayramı’ndan sonrasını içine alan dört aylık süredir. bunun ilk elli günü bilinen haram aylar kapsamına giriyor ise de geriye kalan yetmiş günü bunun dışındadır. fakat bu ilana göre, söz konusu günler de tıpkı haram aylar gibidir. bu arada şu da anlatılmış oluyor ki, sözleşmeyi içeren herhangi bir ay da tıpkı haram aylardan olur. yani tanınan dört aylık süre içinde saldırı veya savaş yasaktır, ahitlerine riayet edenlerin müddetleri bitinceye kadar da durum yine böyledir.

[evet kardeşim, cımbızlamamdan şikayet ediyordun. bu kısmı da mı alıntılasaydım? ne anlamı vardı? vermek mesajı boğacaktı sadece…. ]

fakat bu haram aylar çıkınca, yani tanınan dört aylık süre dolunca, artık o müşrikleri nerede bulursanız katlediniz, öldürünüz.

[hadi şimdi buna cevap ver…. ahitlerine riayet edenlere müddet bitinceye kadar dokunma. etmeyenleri ise dört aylık sürenin sonunda nerede bulursan katlet öldür. buyur, buna da cevap ver? şimdi, ben cımbızlamayı bir kenara atınca, senin işin daha mı kolay oldu? hadi oradan…]

yani dört aydan sonra artık onlarla aranızda savaş durumu başlamıştır. şu halde onların saldırılarını beklemeksizin hemen onlara savaş açınız, haram ve helâl farkı gözetmeden onları nerede bulursanız ve nasıl öldürebilirseniz öylece öldürünüz.

[amerika’nın ırak’a girişi de aynı şekilde değil miydi? ırak saldıracak diye saldırdılar. binlerce masumun kanı döküldü ve hâla dökülüyor. ortadoğu’ya demokrası böyle geldi. anlaşılan arap yarımadasına da islamiyet böyle gelmiş. hadi! amerika’yı da eleştirmeyin o zaman. çünkü belli ki, beyaz saraydakilerin rehberi kuran! haram helâl farkı gözetmeden nerede bulursan ve nasıl öldürebilirsen öldür diyor kitabın! boğarak, boynunu kırarak, dişlerinle düşmanının boğazını ısırarak bile öldürebilirsin. daha berbat şiddet sahneleri de tasavvur edebilirim senin için. çünkü emirde haram ve helâl farkı gözetmemen emrediliyor. sonra cımbızlıyorum diye bana ayar ver, git işine yahu!]

bununla beraber sünnette müsle yapmaktan, yani burun ve kulak gibi organları kesmekten ve bir kimseyi durdurup, elini kolunu bağlayarak ok ve benzeri aletlerle yavaş yavaş ve işkence ile öldürmekten menedilmiştir.

[evet evet, dişler ve boğaz iyi fikir. yavaş yavaş ve işkence ile öldürmek değil bu, hem de elindeki yegâne silah dişlerinse, en kolay çözüm. burun kulak da kesmiyorsun… mutlu oldun mu cımbızlamadığım için?]

bundan başka hz. peygamber buyurmuştur ki, “öldürme yönünden insanların en iffetlisi iman ehlidir.” ve yine “öldürdüğünüz vakit güzellikle öldürün.” diye buyurmuştur.

[işte çok merak edilen cımbızlanan kısım… “öldürme yönünden insanların en iffetlisi imah ehlidir.” hangi sahih kaynaktan alıntılanmış, bilmiyorum. ama bildiğim bir şey vars, elmalılı bu konuda bir otorite. o yüzden doğruluğuna itimat ediyor ve soruyorum : bu söz ne demek? yani, insan öldürmek zaten günah, zaten yasak! öldürme konusunda niye iffetli olsun iman ehli? o öldürmeyi bilmez ki! bilmemek zorunda! yooook… cihad başka tabii! sonra ne demiş, “öldürdüğünüz vakit güzellikle öldürün” demiş. zaten biz de tam bunu tartışıyorduk, ne tesadüf!]

işin böyle olması gerektiğini şu âyetler de ima yollu anlatır: ve onları tutunuz, yakalayıp esir ediniz. demek oluyor ki, tutup esir almak mümkün iken hemen öldürmeye kalkmamalıdır ve onları hasrediniz, bulundukları yerden çıkıp serbestçe dolaşmalarına, şuraya buraya gitmelerine izin vermeyiniz, onlar için her mersada oturunuz yani kaçırmamak, geçirmemek için evine, işine veya ticaret için sefere gidecek her geçidi tutup onları göz altında bulundurunuz.

[cımbızlamadan nasibini alan bir kısım daha. dikkat dağıtan detaylar… ]

artık tevbe ederlerse, yani şirkten vazgeçip imana gelirlerse namazı kılıp zekatı verirlerse, yani namaz ve zekatı kabul ederek müslüman olurlarsa hemen yollarını açınız, koymuş olduğunuz engelleri kaldırınız, yukarıda söz konusu edilenlerden hiçbirini yapmayınız, onları kendi hallerine bırakınız.

[nasıl bir özgür irade ama… adamları esir et, sonra da imana gelirlerse serbest bırak. islam ne kadar barışçıl bir yol ve rıza ile yayılmış değil mi? sana anlatmaya çalıştığım da bu. beni eleştirirken, okumuyorsun. benim alıntıladığım yeri okusan, beni cımbızlamakla eleştirmezsin. çünkü alıntılamadığım kesim, alıntıladığımdan daha masum değil!]

çünkü allah gafurdur, rahîmdir. imana girmelerinden dolayı, daha önce yapmış oldukları şeyleri, şirk, küfür ve haksızlıkları bağışlar, üstelik iman ve taatlerine ecir ve sevap da verir. demek ki, o müşriklere ya ölüm ve esaret veya islâm’a girmekten başka birşey bırakılmamıştır.

[allah’ım sen ne büyüksün! ya ölüm, ya esaret ya islam! ne kadar çok seçenek var, tahmin edin hangisi daha cazip? çayda kahvaltıda yenir, acaba nedir nedir? ulan dalga mı geçiyorsun? bu mu gafurluk, rahimlik? ya ölecek, ya ömür boyu sürünecek, ya da islam’a katılacak… nerede irade özgürlüğü? nerede saygı? nerede islam’ın hoşgörüsü?]

ileride de geleceği üzere, onlardan, ehl-i kitapta olduğu gibi, cizye dahi kabul edilmeyecektir. hasan basri rivayet etmiştir ki; esirlerden biri, hz. peygamber’e işittirecek şekilde “allah’a tevbe ederim, muhammed’e tevbe etmem.” diye üç kere bağırmış, peygamber efendimiz de “bırakınız, hakkı ehline tanıdı.” buyurmuştur.

[bu yazının en naif kısmı bu… cımbızlayarak sizden bu iyiliği gizledim, evet, çok hainim! adamın sabrını çatlatırsınız hakkaten… eh, şimdi cımbız da yok, buyrun, söz sizde!]

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s