Ankara’dan İstanbul’a…

Korkmayın!
İstanbul kanatlarımızın altında.

Ankara’da her yol denize çıkmaz.
Her yolun sonu ya bir bakanlık ya meclis ya başka bir kamu binasıdır. Ondandır ki Ankara’da polis her zaman daha sert olur, daha ağır emir alır.
Her seferinde daha çok dayak yeriz burada ve her seferinde daha çok düşünürüz “dün olmadı ama ya bugün tutuklanırsam, ya bugün işimi kaybedersem” diye.
Ama öyle bir avantajımız var ki yaşamadan bilemezsiniz. Her yerde muhalefet yaptığımız, eylem yapıp sesimizi duyurmaya çalıştığımız insanlar buradadır.
Bizden kaçabilecek yerleri yoktur.
Ankara, kaçıp sığınabilecekleri son noktadır ve Ankara bizimdir.
Bu yüzden buraya geldiklerinde gözleri korkuyla dolar.
Bu yüzden burada 20 değil 50 korumayla gezerler.
Bu yüzden burada konvoy yaptıklarında önlerindeki 25 km’lik yol tamamen kesilir.
Öcüdür çünkü Ankara.
Yaklaşmamızdan bile korkarlar, onun için burada amaç uzaktan korkutup kaçırmak değil, kaçacağımız tüm sokaklardan sıkıştırıp bizi ele geçirmektir.

Yine de deneyimliyizdir merak etmeyin.
Maskeleriniz çok güzel bu arada.
Bizim öyle yok. O bez maskelerden var ama terletiyor. Kaskımız da yok, plastik siperlikli boyacı şapkası takan işçi abilerimiz var.
Bir de kayak gözlüklerimiz yok, onlar çok güzel…
Onun yerine gözümüzü açamayacak duruma gelirsek kolumuzdan yakalayıp gözümüze solüsyon sıkan insanlar var.
Topuğuna basılmış bakkal ayakkabısıyla gaz bombasına gelişine vurur Ankara.
Suratına doğru gelen plastik mermiyi küfür ederek durdurur.

Bu yüzdendir şu, “Ankara İstanbul’un abisi gibi davranıyor. Dayak yiyen kardeşinin güvende olduğundan emin olduğunda gururla 10 kat fazla dayağını yiyor.
Benzetmesi olabilir, dişleri dökülüyor burada Ankara’nın ama sizlerin orada, annelerimizin yanında güvende olduğunuzu gördüğümüzde kırılan dişimizi tükürüp kanlı ağzımızla gülümseyebiliyoruz.

Bu arada annelerimize söylemeyin, “biraz geç gelecekmiş, kız meselesi heralde” diyin.. Bölüm sonu canavarıyla uğraşıyoruz, işimiz biraz uzun sürebilir.

Bir de özür dilerim… Biraz duygusalızdır. Denize bakarak iç çekemeyişimizdendir duygusal ve yalnız hissetmemiz.
Onun için gördüğünüz gibi iyi dramatize ederiz, abartıyorum aslında biz gayet iyiyiz.

18 gün diyorlar, o kadar oldu mu gerçekten emin değilim. Öyleyse eğer, 18 gündür her gün kovalanıp dövülüp sindirilip 2 saat uykudan sonra sabah 8’de işe gitmek insanı yoruyormuş.
Yoruyormuş ama gündüz hınzır İstanbul’u seyretmek ve kendini alamayıp mizaha katılmak paha biçilemez.
1 saat önce girdim eve, 18 gündür randımanlı nefes alamamaktan göğsüm yanıyor her gün.

Şimdi de yatıp uyumak belki en mantıklısı ama belki sokakta birisi kalmıştır diye Tunalı-Tunus üzerinden arabayla bir tur atmak lazım gelir.
Belki iki haftadır defalarca kurtarıldığım gibi ben de birilerini arabaya atıp evine götürürüm.

(Anakaralı bir direnişçi / Ötekilerin Postasından alıntı)

 

#direnankara
#direnankara
Reklamlar

Mısır’dan Gezi Parkı’na Mektup Var!

Önder Dülger tarafından yapılan çeviriyi olduğu gibi alıntılıyorum :

Üşenmedim çevirdim, lütfen paylaşın!

“Merhaba, ben Mihalis Eleftheriou.
Kırbrıs’da Occupy Buffer Zone hareketini başlatan aktivistlerden biriyim.
Aynı zamanda Mısır direnişinin de başından sonuna Tahrir meydanındaydım.

Mısır’lı arkadaşlarıma bunun gibi videolar çekip Türk aktivistlere göndermesini söyledim, şu anda kendi yaptığım da budur.

Birbirimizin deneyimlerinden ders almamızın çok önemli olduğunu düşünüyorum bu global ayaklanmada.
Bunun bi park ya da sadece Türkiye ile alakalı olmadığını biliyoruz.
Bu tüm dünyada geçerli olan tek sistemle ilgili ve bu sayede aynı hataları tekrar etmemiş olacağız.

Taksim, Tahrir’e çok benziyor.
Birleşmiş, harika ve enerji dolu ve dünya oraya heyecan, üzüntü, gurur ve gözyaşlarıyla bakıyor ve sizinle bu duyguları paylaşıyoruz.

Ordu ile ilgili kuşkulandırıcı haberler var ve sizinle Mısır devrimi deneyimini paylaşmak istiyorum ki aynı şey Türkiye’de de olmasın.

Tüm dünyanın Mısır devrimi hakkında duyduğu şey, şu anda Türkiye’den gelenler gibi muhteşem fotoğraflardı ama o zamandan beri sessizlik hakim.

Mısır direnişi şu ana kadar tam bir fiyaskoydu.
Neden?
Mübarek istifa ettiğinde, askeri güçler yönetimi devraldı ve sokaktaki insanlar “tek el” diye bağırıyorlardı.
Ordu ile tek el olduklarını ve askerin kurtarıcı olduğuna inandılar.

Ve Mısır, bunun cezasını çekti.

Ordu insanın kurtarıcısı taklidini yaptı ama ordu gücü ele alacaksa tabi ki son istedikleri şey isyan başlatan bir halktı.

Ordu, seçimleri ayarlayana kadar birkaç ay gücü elinde tutacağını söyledi ama şu anda 2 senedir gücü ellerinde tutuyorlar.

Ve bu süreçte ülkeyi bölmeye ve kararsızlık yaratmaya çalışıyorlar ki insanlar önceki otoriter güç yapılarını tekrardan istesinler.
Şimdi sokaklarda askerin de bizi temsil etmediğini bağırıyoruz.

Tahmin ediyorum ki böyle bir şeyin Türkiye’de asla olmayacağını hissediyorsunuz.

Tahrir’de iken hayatımda bu derece bütünleşmişlik hissettmemiş olduğumu hatırlıyorum. 1 milyon insan hayatlarını riske ederek birlikte duruyor, asla tahmin etmezdim ki o 1 milyon insan birbirini sokaklarda öldürecek hale gelsin.
Ama Mısır Silahlı Kuvvetleri Yüksek Konseyi bunu yapmayı başardı.

Söylemeye çalıştığım şudur ki, çok dikkatli olmalı ve SAHTE ZAFERLERe aldanmamalıyız.

Eğer başbakanınız istifa ederse bu demek değildir ki eve gidiyoruz, ve direniş bitiyor.

Başbakanın istifa etmesi gibi her bir hareket planlıdır. Kesinlikle bir planları olacak.

İstifa etti ve zafer kazandık diye birşey yok.
Tekrar gücü eline almak için bir planları olacak, ya da gücü başkasına devretmek için bir planları olacak.

En muhtemeli Ordu’nun başa geçmesi gibi duruyor çünkü Türkiye’de ordu ile hükümet arasında bi sürtüşme var.
İnsanların kurtarıcısı gibi davranarak gelirler.
Herkes evlerine döndüğü zaman ve artık sokaklarda o “milyonlarca kişi” gücü kalmadığı zaman, ordu tek tek insanları toplamaya başlar.
Bu Mısır’daki tecrübelerimizdir.

Mısır’da şu anda “Müslüman Kardeşliği” baştadır, tamamen beceriksiz ve çarpık bir politik parti ve ülkeyi mahvediyor.
Ve ordu arkasına yaslanmış halde olaylara izin veriyor ve yönetimi tekrar ele geçirmeyi bekliyor.
Mısır’da şu anda olan biten bu.
Tam olarak Türkiye’dekiyle aynı durum değil ama iki durum arasında paralellikler var

Mısır’da olan biten herşeyi araştırıp Mısırlı aktivistlerle iletişim kurup deneyim paylaşılmalı ki aynı şeyler tekrar yaşanmasın.
Son istediğimiz şey bu kadar gereksiz yere yaşanan hayat kayıpları.
Şu ana kadar ölen ve yaralanan insan sayısı çoktan yeterince gereksiz rakamlara ulaştı.

Sahte zaferlere inanmak yanlıştır.
Gücü biz insanların ele alması gerekir.
Eğer ordu, gücü hükümetten alıp halka devretme iddasıyla gelirse, lütfen evlerinize dönmeyin!

Eğer ordu başa geçerse hiçbir kuşku yok ki bu kötü haberdir.
Bu benim Mısır’daki tecrübelerimdir.
Sizinle paylaşmak istedim, burda herşeyi takip ediyorum, Türkiye’de çok sevdiğim arkadaşlarım var ve kalbimle takip ediyorum.
Size şans, bilgelik ve cesaret diliyorum.”