Bir Gece (2002)

Çıkıyorsun karşıma ansızın ve yürümeye başlıyoruz yemyeşil ağaçların gölgelediği bir yolda el ele. İğde ve ardıç kokuları birbirine karışıyor. Doyabildiğince içimize çekiyoruz…. yolun kenarında ağaçlardan inen sincaplar seyrediyor bizi… el sallıyoruz onlara, bazıları gelip omuzumuza tırmanıyor, saçlarımızla uğraşıyor… birbirimize bakıp gülümsüyoruz. Bu anın bitmemesini diliyorum içimden. Sonra gözlerimi kapatıp o güzel havayı soluyarak yürümeye devam ediyorum, elim elinin güvencesinde. Yola bakmak için gözlerimi açtığımda, etrafımızdaki yeşilliği geride bıraktığımızı fark ediyor ve etrafımızda yükselen büyük kızıl kayalara bakıyorum. Nasıl bu kadar hızlı yer değiştirdiğimizi anlayamıyorum. Sonra gözlerinin içine bakıyorum. Gözlerinin derinlerinde muzipçe bir ifade belirip kayboluyor. Dudağının kenarında sevimli bir gülümseme ile bana bakıyorsun. Gözlerinden gözlerimi ayırmak dahi istemiyorum. Sonra kendime engel olamıyorum dudağım dudağına kavuşuyor. Gözlerimiz kapanıyor ve öpüşmeye başlıyoruz. Dakikalar yitip gidiyor, sanki saatlerce, hatta günlerce hiç durmadan dudaklarını öptüğüm hissine kapılıyorum. Sonra yavaşça ayırıyoruz dudaklarımızı. Kendime gelmeye başladığımı hissediyorum, sanki daha 5 dakika önce uzayın herhangi bir yerinde, o uçsuz bucaksız boşlukta dönüyormuşum gibi bir hisse kapılıyorum. Kulağımda dalga sesleri çınlıyor. O anın büyüsünü bozmak istemediğim için yavaşça açıyorum gözlerimi. Yine gözlerini buluyorum gözlerimin tam karşısında. Bir kumsalda olduğumuzu fark ediyorum. Arkamızda uzanan palmiye ağaçlarıyla gölgelenmiş bir kumsal. Ansızın ağaçların içine dalıyorsun, peşinden koşmaya başlıyorum. Koşarken attığın kahkahalar ormandaki kuş cıvıltılarına karışıyor. Sesinden olduğun yeri bulmak hiç de zor olmuyor ama o kadar hızlı koşuyorsun ki takatimin tükendiğini hissediyorum. En sonunda bir tepenin üzerinde uzanırken yakalıyorum seni. Saçların güneşin ışıltıları altında renkten renge dönüyor ve esen o hafif rüzgarla dalgalanıyor. Elini uzatıyorsun, sıkıca sarılıyorum eline. Çıplaklığımızdan utanır gibi bir halimiz olmadığını fark ediyor, gülüyorum. Sonra güneş batana kadar uzanıyor, etrafı seyrediyoruz. Koca bir okyanusun ortasındaki tek kara parçasında yalnız başımıza olduğumuzu bilmek hoşumuza gidiyor. Sonra akşamın kızıllığında tepeden aşağı inmeye başlıyoruz. Bir mağaranın içine doğru çekiyorsun beni. Tereddütle içeri giriyorum. Karanlıkta el yordamıyla ilerlerken su sesleri yankılanmaya başlıyor. İlerledikçe bir şelaleye doğru gittiğimi fark ediyorum. Sonra o şelale muhteşem görüntüsüyle karşıma çıkıyor. Ufacık bir oyuktan gelen güneşin son kızıl ışıklarıyla şelalenin suları cam gibi duruyor. Sanki aşağı doğru bir ışık huzmesi akıyormuş hissine kapılıyor, bu güzellik karşısında büyüleniyorum. Tekrar çekiyorsun beni kendine ve geldiğimiz oyuktan şelaleye doğru atlıyoruz. Şelalenin sularıyla birlikte diplere dalıyoruz. Atlarken sana baktığımda sanki sende bir ışık huzmesiymişsin gibi geliyor. Suların döküldüğü o karanlık dipte sıcaklıkla karşılaşıyorum. Beni yakan bir sıcaklıkla ve o sıcaklık bana doğru yaklaşıyor, sonra sarılıyor bana ve suyun derinliklerinde küçük oyunlar oynuyor bedenimle. Senin teninin sıcaklığı tüm soğuğumu alıyor. Akşamı orada, o sularda seninle başbaşa geçiriyoruz. Hiç konuşmuyoruz, bakmamızla birbirimize herşeyi anlatıyoruz zaten. Sabahın o ilk ışıklarıyla uyanıyorum. Yanıma baktığımda senin yanımda olmadığını fark ediyorum. Korkuyla aranıyorum, şelaleden dışarı çıkan mağarayı geçtiğimde güneş gözlerimi kamaştırıyor. Gözlerim ortalığı yeniden seçmeye başladığında seni aynı tepede uzanırken görüyorum. Dudaklarından öpüyorum, “Sevgilim neden buradasın?” diyorum sana. Sense “Günün doğuşunu kaçırmak istemedim, sonra da içim geçmiş.” diyorsun. Gülümseyerek sarılıyorum sana, öyle ya ne yapabilirim ki? Bir bakıyoruz, etrafımızda çeşit çeşit hayvanlar beliriyor. Kimi muz getirmiş, kimi hindistan cevizi. Güzelce kahvaltımızı yapıyoruz hayvanlarla beraber, kalkıyoruz. Sen elimi tutup gözlerimi kapatmamı söylüyorsun, bense yeni bir yolculuğa hazır olmadığımı,henüz buradan sıkılmadığımı anlatıyorum sana. Sen bu yolculuğa mecbur olduğumu, vaktin geldiğini söylüyorsun. Cevap vermeme fırsat vermeden gözlerimi kapatıyorsun. Gözlerimi zorlukla açarken kulağıma “Günaydın sevgilim,yarın gece görüşürüz!” diye fısıldıyorsun ve kendimi yatağımda buluveriyorum.

17 yaşında yazdığım bu metin, “Hergece hayalimdesin Sevgilim :) Seni Seviyorum Özlem!” sözleriyle bitiyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s