FETÖ’den İçeri Alındım Çünkü Benzinim Bitti!

Her şey  30 Ekim 2016 Pazar günü Türkiye’nin yeni saat düzenine uygun bir şekilde düzeltilmemiş saatimle alarm kurup, Pazartesi sabahı servise vaktinde uyanamamam ile başladı.

İşe yetişmek için apar topar motosikletime atladım ve yola koyuldum. Küçükyalı’dan Kurtköy’e uzanan 33 km’lik mesafe iki tekerin altında an be an kısalırken, gözüm sarı sarı yanmakta olan benzin ışığında idi.

Uyarı ışığı yanmaya başlayalı 48 km olmuştu, 55 km oldu ve 70 km ve 74.4!

Tam iş yerime 4,5 km kala benzinim bitti. Tuzla’dan Sabiha Gökçen’e giden o üç şeritli yolun sonunda kalakaldım.

İşe zamanında varmak için benzincide harcamaktan kaçındığım o zaman diliminin diyetini ödeme vakti bu kadar çabuk gelmemeliydi, en azından iş yerine kadar götürebilmeliydi beni emekçi dostum. O da biliyordu, cebimde para olduğu müddetçe onun yemini suyunu eksik etmediğimi. Şimdi sırası değildi, ayın son gününde, başa gelecek bela değildi bu.

İndim, sakince gidonu kilitleyip dizliğimi top case’e, yağmurluğun yanına bıraktım ve elde kask yürümeye başladım.

Sonra akan trafikte bir araba korna çalarak yanıma yanaştı, “Gel bırakayım” dedi gençten bir adam. Atladım arabaya, yolunu biraz uzatarak beni iş yerine bıraktı. Sohbet ederken de, kendisinin beyaz yaka hayatını bırakıp kamyonculuğa başladığını, insanlarla ve müşteri portföyleriyle uğraşmaktansa bir gün çalışıp bir gün dinlendiği ve kimsenin kahrını çekmediği bu düzenin kendisini daha iyi hissetmesini sağladığını anlattı.

Öyle ki, o kısa yolculuğun sonunda, bir hafta sonu onunla bu işi denemek için sözleşmiş ve telefonlarımızı almıştık bile.

Yazılım sektörünü bırakıp kamyoncu olmak ile ilgili hayaller kura kura iş yerine vardım.

Parmağımı okutarak süper güvenlikli binadan içeri girip masama vardım.

Artık yapmam gereken tek şey, arabası olan bir arkadaşla öğle arasında benzinciye gidip benzin alıp motoru getirmekti.

Oysa ki, kader ağlarını örmeye başlamıştı bile.

Masama oturduktan bir yarım saat sonra, bir polis memuru beni arayarak motorumun başında olduğunu ve buradan acil olarak almam gerektiğini söyledi.

Kendisine derdimi izah ettim, çözüm bulur bulmaz alacağımı beyan ederek kapattım. Sonra bir başka telefon ve bir başka polis memuru ile konuşma.

Ve bir başka telefon ve bir başka konuşma. Derken konuştuğum son memur, benim doğru söyleyip söylemediğimden yana tatmin olmamış olsa gerek, bulunduğum yeri, hangi binada olduğumu sorguladı ve beni almaya geleceğini söyledi.

İlk kez devlet baba bana yardımcı mı olacaktı yoksa?!

Tabii ki hayır, yolu korumakla görevli memurlar, huzurlarını kaçıran bir sineği ezmeye geliyorlardı elbette!

Şirketin önünde polis arabasına binerek, zaten sıkıntılı olan imajımı iyice berbat etmek istemediğim için, apar topar binadan fırlayıp, polis arabasının geldiği yöne doğru koşturmaya başladım.

Polisler de beni yolun orta yerinde karşılayıp arabaya aldılar ve ecel sualleri gelmeye başladı. Ne yapıyordum, mesleğim neydi, niye böyle sorumsuzluk yapıyordum, böyle bir yere bırakılmayacağını bilmiyor muydum? Maden benzin alacak param yoktu, neden motora biniyordum, ibrem göstermiyor muydu ve daha niceleri.

Tek tek dilim döndüğünce hepsine cevap versem de, azarlardan kurtulamıyordum. Bu arada çalıştığım sektörü öğrendikleri için finansla ilgili sorular da soruyorlardı. Ve ortadaki kriz durumunun onların iddia ettiği gibi 15 Temmuz ile ilgisi olmadığını, finans sektörünün krizi çok daha önce yaşamaya başladığını içeriden biri(!) olarak söylediğimde itiraz edemedikleri için daha da kötüye gidiyordu üstelik iletişimimiz.

Beni benzinciye götürmek yerine motora götürdüler ve yolda yanlarına yanaştığımız her amir aracından bana ayrı bir azar geldi. Ağzından köpükler saça saça bana ceza yazılmasını emreden bir amir dahil.

Hiçbir manası olmadığı hâlde – BAŞINDA MP5’Lİ BİR POLİSİN NÖBET TUTTUĞU-  motorumun yanına gittik ve motoru ittirmenin polislerin düşündüğü kadar kolay olmadığını kendileri de keşfettiler. Amaçları, benim motoru yoldan kaldırmam ve kafalarının rahat etmesi iken, kendilerini – toprağın içine beni zorlayarak soktukları – motoru geri geri çekerken buldular.

Evet!

Onların bana musallat olduğu gibi, ben de onlara musallat olmuştum!

Sonuçta paşa paşa benzinliğe gittik hep beraber, 1,5 Lt’lik benzin almama izin verdiler ve dönüş yolunda bu sefer başka türlü bir göz korkutmaca faslı başladı.

Meğersem, motoru bıraktığım yer başbakanın evine çok yakınmış, Cumhurbaşkanı da oraya gelip gidermiş. OHAL’de olduğumuz için tedbirler çok sıkıymış. Terörist olabilirmişim, beni karakola götürmeleri gerekirmiş. Yapsalar mıymış ha, yapsalar mıymış!

tpcTahmin edin üzerimde ne var?

Şu solda gördüğünüz Türkiye Pastafaryan Cemaati logolu bir hoodie.

Bu noktaya kadar alttan alarak çözüm odaklı davransam da, terörle mücadeleye üzerimde Cemaat yazılı bir kıyafetle girersem, bu işin kesin FETÖ’ye bağlanacağına kanaat getirip,

“Abi, üzerimde cemaat yazılı ve logolu bir kıyafet var. Sen beni karakola götürürsün de, ben bir daha çıkabilir miyim, bilemiyorum” diyerek gülmeye başladım.

Ardından buz gibi bir sessizlik yayıldı aracın içine. Durumun yeterince saçma görüneceğine inandıklarından olsa gerek – ya da kendi başlarına da bela açılmasından endişelendiler- beni sessiz sedasız motorun yanına götürdüler.

Ben motora benzin yüklerken, kaskımı ve hatta kaskımı alırken yere düşürdüğü eldivenimi getiren polis memuru, teşekkürlerimi kabul ettikten ve motorun çalıştığını gördükten hemen sonra olay mahallinden uzaklaştı.

Ben de silahlı nöbetçi ile selamlaşıp işe geldim.

Gelirken de aklımda işler ters gitseydi neler olacağını kurguladım durdum.

Düşünsenize, anneme bir telefon geliyor.

“Anne korkma, ben içerideyim. Benzinim bittiği için FETÖ’den alındım.”

Burası Türkiye lan, olur mu olur!