Ne Me Quitte Pas – Jacques Brel

Nina Simone’u severim ama keşke bu eseri seslendirmeseydi derim çoğu zaman. Çünkü bu eseri bir tek Jacques Brel’e yakıştırabiliyor aciz kulaklarım. Siz de dinleyin istedim bu yüzden, kararı kendiniz verin.

İnternette bulduğum Türkçe sözleri – biraz düzelterek – paylaşmak istiyorum bu vesileyle, İngilizce alt yazı ile aranız kötüyse, ikinci dinleyişinizde, sözleri buyrun okuyun :
terk etme beni
unutmak zorundayız,
herşey unutulabilir,
geçip giden herşey…
unutmalı:
yanlış anlaşılmalarla,
yitip giden zamanı.
ve zaman kaybedilir:
anlamaya çalışmakla,
geçen o saatleri..
ki zaman zaman,
“niçinler” öldürür
kalplerdeki mutluluğu…
terk etme beni…

bense yağmur taneleri sunacağım
yağmur yağmayan ülkelerden getirilmiş.
yaracağım toprağı,
ölümümde bile,
sarmalamak için bedenini,
altın ve ışıkla.
sana bir ülke vereceğim:
sevginin kral olacağı,
sevginin kural olacağı,
ve senin kraliçe olacağın.
terk etme beni

terk etme beni
delice sözler yaratacağım,
sadece senin anlayabileceğin.
sana, oradaki
sevenlerden bahsedeceğim,
kalpleri iki kez alev alev yanan,
seni bulamadığı için ölen,
o kralın öyküsünü anlatacağım sana.
terk etme beni

biz sıkça görürüz
eski bir volkandan alev fışkırdığını..
çok eski olduğunu sandığımız.
bazen bunun gibi,
yanmış topraklar
en verimli nisandan,daha çok ürün verebilir
ve akşam gökyüzünde birleşmezler mi onlar
kızıl ve siyah ışıklar vermek için
terk etme beni

terketme beni
artık ağlamayacağım,
artık konuşmayacağım,
bir tek burada saklanıp,
senin dansedip gülümsemeni,
şarkı söylemeni ve gülmeni görmek için.
bırak olayım: gölgenin gölgesi,
elinin gölgesi,
köpeğinin gölgesi
ama terketme beni.

Mojo Pin – Jeff Buckley

Yalnızsan, mutsuzsan, sahilde uzanmış içiyor ve Mojo Pin dinliyorsan, ve kirlenmişse gök duman bulutlarıyla, dalgaların yükselip yorgan olmasını ve seni sonsuza kadar uyutmasını istersin bu adamı dinlerken.
Nerde okumuştum, hatırlamıyorum şimdi. İnsanın ruh hâlinin dinlediği eserleri algılayışını değiştirdiğiyle ilgiliydi yazı. Olumlu ruh hâlinde müziğe odaklanırken, depresif bir ruh hâlinde şarkı sözlerine odaklanma eğilimindeymişiz.
Açık söylemek gerekirse, Jeff Buckley sizin ruh hâlinizi umursamaz. Eğer onu dinliyorsanız, şarkı bitmeden evvel sözlerine odaklanmaya başlamışsınızdır çoktan.

Mojo Pin – Jeff Buckley

Erbil Akgün

İznini almadığım için ismini paylaşmamayı uygun gördüğüm bir arkadaşım bana bahsetti bu isimden. Birkaç şarkısını paylaştı benimle, yalan değil müzik konusunda gelenekçi bir insanım, bu yüzden yeni isimlere önyargı ile yaklaşırım çoğunlukla. Bildiğim ve dinlediğim sanatçıların bütün eserlerini dinlemeyi becerememişken, önem verdiğim türler konusunda kendimi yetkinleştirememişken, yeni isimlere vakit ayırmak çoğunlukla zor gelir bana.

Hâliyle dudak büktüm önce Erbil Akgün’e, çaktırmadım ama önemsemeden açtım youtube’daki çalışmasını. Ters köşeye yatırdı beni, perdesiz gitarla vurdu!

Sonra sözler geldi ve onlar da müzikten aşağı kalır gibi değildi.

“Çobansız koyunlarız gecede,
Gereriz çobanı çarmıha yine de”

Şarkıya vuruldum, son iki günde on kez dinlediğime eminim Menzil’i.
Ve tabii bununla bitmedi, arkadaşımdan Erbil Akgün ismiyle ortaya çıkmalarından önce birkaç yıldır müzik sektöründe Kentmen ismiyle varolduğunu öğrendim bu insanların. Ve Mudi şarkısının canlı performansını dinledim :

“Göz kırpmadan…
Lat, Uzza, Menat,
Utanma tanrını yarat.
Korkuyla yat, uykuyla kalk”

Sonra yeni kayıtlarından bir başkasının sözleri çeldi beni :

“Ne işim var benim dışarda,
Kalabalık kendine pranga.
Seksenlerin çocukları dışarda,
Takım elbise,
Var ol!

Yarışında…”

Tüm eserlerde beste ve güfte birbirine tam yedirilmiş hissi vermiyor başta lâkin kulak alışınca onların da bir ahengi olduğunu yakalıyor insan.

2000’lerden sonra Türkiye’de müzik piyasasına çıkan pek çok sanatçıya kulak tıkamayı tercih etmiş, ağız/burun bükmüş benim gibi bir ukalaya kendilerini beğendirdiler. Umarım yolları açık olur ve şu aşamda favori parçam olan “Menzil” tadında ve hatta ondan daha güzel şarkılar bestelemeye, bana da kendilerini dinletmeye devam ederler.

Kadroyu da paylaşayım yeri gelmişken :

Erbil Akgün – Vokal, Akustik Gitarlar
Korkut Peker – Perdesiz Gitar, Cümbüş, Geri Vokal
İlker Deliceoğlu – Bas
Atakan Kundak – Davul
Kerem Kırca – Perküsyon

Not : Ekşi Sözlük’teki Kentmen başlığından daha fazla konser kaydına da kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Yazımı sonuna kadar okuyanlar için bu da bonus parça olsun :

Mi Par D’udir Ancora ya da Je Crois Entendre Encore

Video

Çok sevdiğim bir eserin bir kaç versiyonunu paylaşmak istedim.

Bir de Gilmour abimiz bu eseri yorumlamış ki, onu beğendiğimden değil, sadece ibret olsun diye paylaşıyorum.

Sayakba Karalayev

kırgız halk ozanı, yirminci yüzyılın homeros’u olarak anılan manasçı.
1894 – 1971 yılları arasında yaşamış olan karalayev, 1935 yılında manas destanı’nı yazıya geçirmeye başlamış, 1947 yılında bu işlemi bitirmiştir.

destanın birinci bölümü ‘manas’ 84.513 beyit, ikinci bölümü ‘semetey’ 316.157 beyit, üçüncü bölümü ‘seytek’ 84.697 beyit ve ‘seytek’in devamı olan oğlu kenen bahadır, kenen’in çocukları alımsarık ile kulansarık hakkındaki bölümü ise 15.186 beyitten oluşmaktadır. karalayev’den alınarak yazılan destanın bütün bölümlerinin toplamı 500.553 beyittir.

kendisine ait bir video http://www.youtube.com/watch?v=nu-yk76pc8q adresinden izlenebilir.