Balkan Bus Buluşması

Şimdi karar verdim, bu hakikaten günlük tadında bir yazı olacak, okumazsanız da bir şey kaybetmezsiniz. Gittim gördüm, kendi gözümden Balkan Bus Buluşması’nı anlatmak istedim.

Bilen bilir, yıllardan beri etkinliklere hep “Belki” diye katılım belirtir, hiçbirine gidemem. Ne iş yaşantım, ne de özel yaşantım istediğim kadar gezmeme müsaade etmez çünkü.

Bu buluşma için geçen kış Dursun ve Metehan ile birlikte tek araç keşfe İğneada’ya gittiğimizde de, katılım durumum belkiydi. Belli olmazdı çünkü, gelememe ihtimalim hiç de az değildi!

Aylar ayları, haftalar haftaları kovaladı, buluşmanın vakti geldi çattı. İki hafta öncesinde arkadaşım Levent ile sözleştik beraber gideceğimiz konusunda. Tek bir sıkıntım vardı, o da Avni’nin en son 2 ay önce bir karbüratör bakımı görmüş olmasıydı, frenlerinin vs. aksamının bakım gördüğü son sefer 2011 yılıydı çünkü! Askerliğim de araya girince, 2012 yılında usta yüzü görememişti Avni.

Yola çıkacağım hafta, kesinlikle ustaya götürmeye kararlıydım, -di’li geçmiş zamanda konuşmamdan anlamışsınızdır, götüremedim. Ama’dan önce söylenen sözlerin hepsinin yalan olması kadar doğal bir durum bu.

Evet, 1,5 yıldan fazladır yürürü kontrol edilmemiş bir vosvosla çıktım yola. Avni hakkındaki tek iyi şey, 2012 sonbaharında muayeneden geçebilmiş olmasıydı!

Neyse efenim… Perşembe günü başlayan etkinliklere işimden ötürü cumartesi sabahı katılma kararı aldık. Sabah 05:30’da Murat Palut, Furkan, Salih Amca (Söğütçü) ‘nın da dahil olduğu grupla Mahmutbey’de buluştuk. İlk iş Avni için önceden hazırladığımız çarşafa dört bir koltan sloganımızı yazmak oldu!

Her Yer Taksim Her Yer Direniş Vosvos

Her Yer Taksim Her Yer Direniş Vosvos

Akabinde çıktık yola. Az gittik, uz gittik, Silivri’ye varmadan, bizden yarım saat önce yola çıkmış karavancıları yakaladık!

İhtiyaç molasıydı, benzin alımıydı derken bir baktık, yine arkada bırakılmışız, frenleri zorlasak tutmayacak gariban Avni ile bastık gaza, yetiştik öndekilere. Saatler tıkır tıkır geçerken vosvosumuz da kilometreleri bir bir deviriyordu. 90 km ortalama hız bizim gibi bir konvoy için gayet iyiydi bence :)

Dağlar vadiler derken, yolu bildiklerini söyleyenler geçti önce, bizi kestirme olduğunu iddia ettikleri bir yola sürdüler, 12 km kısaltıyormuş! Peki arkadaş, demezler mi adama “12 km dağ tepe tırmandıktan sonra o yol kısalsa ne olur?” diye. Demedik! Efendi gibi manzaraların tadını çıkara çıkara, derelerde buz gibi soğuk suda ayaklarımızı bıcı bıcı yapa yapa ve yoldaki enteresan noktaları ziyaret ede ede (bkz: Demirköy Dökümhanesi) devam ettik yola. En sonunda midemizde yeterince çay ve börekle vardık piknik alanına.

Biz geldiğimizde Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Almanya ekipleri çoktan yerleşmişlerdi, atladığım varsa affetsinler.

Biz de Avni’yi uygun bir yere çekip başladık arazi keşfine. T1’inden T3’üne, Pre 68’inden Süper serisine 200’ün üzerine vosvos, yerleşmişti bile alana – ki bizden sonra gelenlerle sayı 250’yi geçmiş, öyle diyorlar! Annemin böreğiyle karnımızı şişirmiş olmanın rahatlığıyla, aheste aheste ve büyük bir beceriksizlikle Levent ile çadırı kurduk. Yetmedi, bütün kamp boyunca kullanmadığımız – odun ateşinde çay demleyen acayip semaver dahil – pek çok malzemeyi çıkardık Avni’den.

Şurasıydı, burasıydı derken bir gruba kaynak olduk ve Levent’in “abi masaya gerek yok, bende var” diyerek yanıma masa aldırmadığı, sehpamsı şey ve sandalyelerimizi grubun ortak alanlarının kenarına konuşlandırdık. Yalan değil, onları kullanmaya çok ihtiyaç duymadık! Çünkü kamp alanına ulaştıktan sonraki tek derdimiz “ilk bira”larımızı içmek için çarşıya geri dönüp alışveriş yapmaktı.

Netekim, tavla turnuvasına kayıt olduktan sonra Anatolia Vosvos Derneği’nin manevi başkanı Mustafa Dermanlı’ya bizim maçları sona almaları ricasını yapıp koştura koştura indik İğneada’ya. Aldık biraları, çarşıda dolaşan vosvosların ve vosvos gördükçe gülümseyen insanların arasından geçe geçe geri döndük. Tavla turnuvası için bir ağacın dibine kurulduk.

Dermanlı’dan beni ilk maçta Salih Amca ile karşılaştırmamasını rica edeceğime, Süha (Senir) Abi ile karşılaştırmamasını rica etmişim. Murphy sağolsun, ilk maçta Salih Amca ile karşı karşıya kaldım ve bu yüzden ilk maçta 2-1 (sadece 3 sayılık hızlı partilerdi) yenilerek elendim turnuvadan. Ne yazık ki Levent de Eskişehir’den bir dernek başkanına yenildi. İkimiz de avucumuzu yaladık, kazanana büyük rakı vardı bir de!

Neyse, nasıl olduğunu çok net hatırlamıyorum – sarhoşluktan değil canım – ama biraları içe içe akşamı etmişiz. Bu arada İğneada’da yüzme planı yapmamış iki insan olarak gaza gelip Karadeniz’de yüzmüş, ardından kumsalda uyuyakalmışız (sadece ben de kalmış olabilirim :) )! Yetmemiş, üç kere toplamda üç kere çarşıya inip çıkmışız. İki mangal acemisi olarak araçlardan uzakta bir yerde mangal yapmakla neredeyse 2 saat zaman harcamayı başarıp, sonunda Levent’in 12 köftemizin (sayıyla almıştık evet) beş tanesini mangal ateşine/küllerine dökmesi nedeniyle tabaklarımızda sembolik olarak karın doyuracak bir miktar et ve bolca ekmekle kalakalmışız. Neyse ki komşu masadan ikrâmlar geldi de, azıcık daha doyabildi karnımız.

Sonra kamp ateşinin etrafında toplanıverdi genci yaşlısıyla herkes. Kara Düzen adında bir müzik grubunun her dilden ezgileriyle başlayan konser, yanlarında enstrüman bulunan vosvosçuların dinletileriyle devam etti. Yanılmıyorsam Sırbistan’dan gelen, ağzında armonikası, elinde gitarıyla rock’n roll tarihinden eserler seslendiren vosvosçu, hepimizi dans ettiren ilk ve tek kişiydi. Yanına klarnet de gelince o ezgiler bambaşka bir hâl aldı, yalan değil. Sonra bir grup daha çıkmaya çalıştı ama… gecenin o kısmını hafızamdan silmeye çalışıyorum. Kutman Böğürtlenli Şarabımda bitmişti – özellikle vurguluyorum Vin Cent değil – zaten, elimde kalan tek şey uyumaktı.

Uyumak iyiydi, hoştu da, önce ben uyuyunca Levent’in uyuma şansı olmadı! Evvelsi geceden de uykusuz olduğum için ben kükremeye başlayınca, Levent’in bitmek bilmez gece nöbeti başladı. Dayanamayıp yürüyerek İğneada’ya giden Levent, bir dolu resim ve kıpkırmızı gözlerle karşıladı beni sabah.

Onun bu hâlini görünce dayanamadım tabii, yola erken çıkma kararı aldım, erken ama ne erken! Önce onu yüzmeye gönderdim, bir yandan bulaşık işlerini halledeyim dedim. Yine annemin böreği ve kekiyle kahvaltı yaptım – biraz kavun, domates ve salata takviyesiyle elbette – ve ortalığı toplamaya başladım.

Karadeniz’in buz gibi soğuk sularından gelen Levent, yine buz gibi suyun altında duş alınca bir başka güzel oldu! Zorbela çadırı topladık ve insanlarla vedalaşmaya başladık. Sanıyorum kampın en komik dakikaları bizim için o anlardı.

Anatolia Vosvos Derneği’nin çağrısıyla saat 12:00 gibi herkes meydanda toplantı, tek sıra oldu ve el sıkışmaya başladı. O saate kadar gidenler gitmişti ama kalanlar 100 kişinin üzerindeydik. Sıranın başındaki herkesin elini sıkarak sıranın sonuna doğru yürümeye başladı. Evet, hepimiz el sıkıştık! O kadar insan birkaç saniyeliğine de olsa birbirimizin gözlerine baktık ve bir araya gelebilmenin mutluluğunu paylaştık birbirimizle!

Ben dayanamadım, sıraya ikinci kez girdim galiba, elim ısınmıştı zaten, daha birkaç yüz kişinin elini sıkabilirdim!

Akabinde yola düştük, İğneada’daki yegâne benzincide benzinin “bitmiş” olduğunu öğrenince, yanımızda stokladığımız bidonda ne kadar benzin varsa depoya aktardık, Demirköy’e doğru yola koyulduk – yolda kalma korkusuyla! Az gittik, uz gittik, Demirköy’e bizim gibi tırıs tırıs gelmiş birkaç vosvosçuyla benzincide buluştuk. Oradan Dupnisa Mağarası‘na da gidecektik ama 28 km olduğunu görünce vazgeçtik.

Yola tek başına gitmemek için ufak gruba kaynak olduk. Bizi fevkalade güzel bir köfte yemeye götüreceği konusunda defalarca teminat veren rehberimiz, “camiden sola dönünce varacağımızı sandığımız” ama camiden sola döndükten sonra 26 km ileride olan(!) Ahmetbey’e götürdü bizi. Bir de utanmadan(!) orada kimden köfte yenir diye soruşturarak bir mekân buldu. Ahmetbey Belediye Başkanı ile yaptığımız birkaç dakikalık muhabbetten sonra Ahmetbey’i bir daha asla ama asla görmemek üzere terk ettik.

Yolun tam TEM’e bağlanacağı noktada benzin almamız gerekince gruptan ayrı düştük. Onları el sallayarak uğurladıktan sonra tıngır mıngır da olsa E-5’ten gitmeye karar verdik. Levent’in yazlığını kesinlikle görmemiz gerekiyordu çünkü :)

İyi ki de görmüşüz, çok güzel bir yerde, çok sevimli bir evdi. Hem bu sayede Avni’nin yağını kontrol etme şansım oldu ve 2,75 litre yerine 1 litre yağımızın bile kalmadığını – Avni’nin çok güzel yağ yaktığını keşfettmiş oldum. Hemen en yakın benzin istasyonuna koşturup yağ takviyesini yaptık ve ardından yola koyulduk.

Ömrümün en uzun, ömrümün en sıcak, ömrümün en korkunç yoluydu! Yazlıklarından dönenler, Ramazan başlamadan tatilini yapıp dönüş yoluna koyulmuş olanlarla birlikte kalınca, önce Selimpaşa’da E-5’ten TEM’e kaçtık, sonra da TEM’de mahsur kaldık.

İyi ki İğneada’da boşalan benzin bidonumuza bir 10 TL’lik benzin daha koymuşuz, yoksa TEM’de kalakalacaktık. Hadımköy gişeler civarında attığımız o son benzinle zor bela Avcılar çıkışından kendimizi E-5’e atabildik, Beylikdüzü’nden bir kez daha benzin alarak kendimizi İstanbul trafiğinin çilesine bıraktık.

Yanlış hesaplamadıysam Beylikdüzü’nden Mecidiyeköy’e varmamız 3 saat sürdü, ki bu süre ortalama bir otomobilin İstanbul’dan İğneada’ya gitmesinden bile uzun bir süre.

Neyse… Önümüzdeki yıl buluşmanın aşağı yukarı aynı tarihte ve Romanya’da olacağını söylemiş miydim?!

Hazırlıklarınızı yapın dostlar, önümüzde uzun bir yol var ;)

Balkan Bus Buluşması Türkiye’de!

Balkan Bus BuluşmasıUcundan kenarından vosvosa bulaşanlar Anatolia Vosvos Derneği’ni ve 5 yıldır gerçekleştirdiği Bus Buluşması’nı bilir. Çoğuna katılamadığım bir dolu etkinlik gerçekleştiren AVD’nin düzenlediği bu en büyük etkinliği bu yıl için Avrupa’nın en büyük bus organizasyonlarından biri olan Balkan Bus Buluşması ile birleştirme kararını mutlulukla karşıladım elbette. Umarım katılabilirim, bir günlüğüne bile olsa gidemezsem büyük eşeklik olur.

Tanıdığım ve değer verdiğim, yıllardır kenarından köşesinden bir parçası olduğum bu ekibin bu işin altından kalkabileceğine güvenim tam. Eğer vosvosunuz varsa ve/veya vosvos edinme peşindeyseniz, elinizi çabuk tutun ve kamp malzemelerinizi de hazırlayın. Önümüzdeki yıllarda Türkiye’de bu büyüklükte bir başka buluşmanın gerçekleşme ihtimali oldukça düşük çünkü.

(Bu arada organizasyonun gerçekleşeceği yer olan İğneada’ya yapılan keşif gezisine katılan üç kişiden biri olduğumu belirterek böbürlenmemin sakıncası yoktur umarım burada! :) )

Neyse efenim, Metehan ve Dursun ile yaptığımız bu gezinin detaylarını Dursun’dan okuyun isterim : http://www.birapa.net/nukleer-ve-termikli-bir-igneada-kampi/

Hatta blog’unda yazdığı ile yetinmeyen Dursun İğneada ile ilgili gelişmeleri Birgün’e de taşıdı: http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1350982777&year=2012&month=10&day=23

Neyse, konuya dönersek, uzun süre AVD’nin arkasındaki Demir Lord(!) olan Mustafa Dermanlı en az 6-7 ülkeden gelecek olan toplamda 300’ün üzerinde araç bekliyor bu buluşmaya. En az 1000 vosvosçu orada olacak, düşünebiliyor musunuz?

4-7 Temmuz 2013 tarihleri için kimseye söz vermeyin, hatta yıllık tatilinizin bir kısmını burada kullanmak üzere kendinizi ayarlayın. Ne? Yaz okulu mu? Okulu 2 gün kırdı diye kim kalmış dersten? :)

Vosvos

akşam akşam heves ettim, size bir fıkra anlatmaya karar verdim.

bektaşi’nin biri bir gün heveslenmiş vosvos almış.

almış almasına amma, bektaşi’nin bahtı malum, hangi ustaya gitse bir bela almış başına, neresini yaptırsa vosvosun bozulmuş bir başka tarafı.

neyse efenim, bizim bektaşi gitmiş bir başka bektaşi’ye. gerçi o da dertten yana bizimkinden daha nasipsiz değil aslında.

başlamışlar dertleşmeye. “vay efendim, nedir bizim bu çektiğimiz… canım efendim yetti gayrı…”

sonunda kaldırmışlar ellerini yukarı, seslenmişler mevlaya.

“bre körolmayasıca, biz ne ettik de bize çatar durursun. tavuğuna kışt mı dedik, berikiler gibi beş vakit senin huzurunu mu kaçırdık. sen bize karışmadıkça, biz de senin işine karışmadık. ne verdiğin cânı aldık, ne yarattığına kötü gözle baktık. ağzımızdan yalan çıkmamış şu dâr ı dünyada. peki sen ne diye taş korsun yolumuza. bak ikimiz de vosvos sahibiyiz. ya bir gömü buldur bize yaptıralım şu garibanları, ya da bela çıkarma başımıza da üç kuruş beş kuruş biriktirdik, bari az bir şey yaptıralım.”

sözlerinin bitmesini beklemeden, bir bakmışlar ki, gelen bektaşi’nin vosvosu geri geri gidiyor. yanında bir araba almış onu götürüyor.

“yandım allah!” demiş koşmuş bizimki. bir bakmış ki, diğer araba sürtmüş çamurluğa boydan boya, yetmemiş, vosvosun tamponunu takmış kendi gövdesine, hâla ilerlemeye çalışmakta.

ne oldu, olmadı derken. inmiş arabadan acemi, başlamış veryansına.

“bre bektaşi, yüzü gülmez bektaşi, neden parkedersin arabanı buraya? bak işte gördün mü, gitti güzelim emanet araba.”

bizim bektaşi şaşkın seslenmiş, “kardeşim, sen çarpmadın mı? ne kusur ararsın bana?”

diğeri yaman çıkmış, “ben polisim bektaşi, devlet benim burada, asıl sen bende kusur arama.”

diğer bektaşi fırlamış, “yahu bir soluklan kardeşim. sen polissen biz de vatandaşız. biz olmasak sen nasıl varolacaksın? biz devletiz devlet biziz, asıl sen bizi hafife alma.”

sensin benim, benim sensin, haklısın haksızsın derken başlamışlar tartışmaya.
üçtür beştir derken, gelmiş başka polisler, evrakları döktürmüşler ortaya.

tabbi, bektaşi’nin şansı mâlum. bizimkinin ehliyeti daha yeni çalınmış. trafik sigortası o esnada yanında değil. muayenesi eksik, şu bu derkeeen bizim bektaşi kabahatli çıkmış yine. (aslında vuran polis olduktan kelli, vurulmuş olanın haklı çıkma şansı kim olsa yoktur…)

park hâlindeyken vurulan vosvosunu çekilmekten, ceza yemekten kurtarayım derken, kabahatli arabanın masraflarını öderken bulmuş kendini.

adam gitmiş, bektaşi hakkını haram etmiş.

ve kaldırmış yukarı başını, başlamış saydırmaya.

“ey yukarıdaki şaşı, gözü görmez kulağı keskin. kabahat sende değil, sana üç beş kuruş biriktirdiğini söyleyende. bre madem el koyacaktın paraya, onca araba da vardı yolda vuracak, niye polise denk getirdin? başka namussuz mu kalmamıştı cihanda?”

diğerine dönmüş sonra, bakmış kıskıs gülüyor.

demiş “kardaşım, sen ne demeye gülersin?”

cevaplamış bektaşi “bektaşi bektaşi, sen para istedin paranı aldı. keşke ben de bir kaynana daha isteyeydim yahu. kırk yılın başı bir iyilik ederdi belki!”

Vosvos Üzerine – 2

(ÖN BİLGİLENDİRME : BU YAZI 2010 YILINDA YAZILDIĞI İÇİN, RAKAMLAR O GÜNÜN RAKAMLARIDIR.)

hazır bu konuya el atmışken, yeni vosvos alacaklara öneriler yazıma devam edeyim dedim.

bu yazıların bugün içerisinde yazıldığını unutmayın lütfen, ne önceden hazırlık yaptım ne planladım böyle bir yazı yazmayı.

dolayısıyla ayrıntıya fazla girdiğim yerler olacağı gibi, üstünkörü geçtiğim yerler de olabilir. ve hatta “bu sitede yazılarınların hiçbiri doğru değildir.” deyip geçebilirim de. üstüme gelmeyin :)

internette ilân görüyorum, 2.000 liralık motoru olan vosvosla takas etmeye çalışıyor. yok öyle bir dünya, iki bin liraya alacağınız vosvos size 10.000 lira para harcatacak vosvostur. kimse kaportası, boyası, motoru, yürürü düzgün bir vosvosu 2.000 liraya vermez.

2.000 liraya veriyorum diyen varsa aranızda, gelsin vereyim parasını alayım hemen. yarın 6.000 – 7.000 liraya satarım çünkü.

demem o ki dostlar, 2.000 – 4.000 lira arasında paranız varsa ve vosvos almaya niyetliyseniz, bela almaya niyetlisinizdir.

ne bindiğinizden anlarsınız, ne de sürdüğünüzden. safi eziyet, bol bol yolda kalma, lanet etme ve küfretme dolu günler sizi bekliyordur.

inanmıyorsanız girin otomobil satış sitelerine ve bakın.

eninde sonunda aldığınız şey hayatınızı emanet edeceğiniz bir otomobildir, bunu unutmayın.

ve yolda giderken kırılacak bir kule başı, kopacak bir teker ya da önünüzdeki arabanın bir anda frene asılmasıyla sizi ona vurmaya itecek bir yürürle yola çıkmanız, sizi üzmez ama sevdiklerinizi üzer. yaralı bir arabayla seyahat etmek, ölüme davetiye çıkarmaktan farksızdır.

şu sözleri çok duyuyorum : “şimdi alırım, ufak ufak toplarım!”

“yavaş topla” diyorum bu sözü söyleyenlere.

şimdi alırsan, vosvos sahibi olmanın sevinciyle yola düşersin. ve nerede duracağını, ya da bir başka deyişle duramayacağını kimse söyleyemez. sana da yazık, arkandan ağlayacaklara da.

durum o kadar trajik mi?

aslında sağlam bir vosvosun crash test sonucuyla, bir citroen saxo’nun crash test sonucunu karşılaştırdığımızda aradaki otuz yıllık farka rağmen, vosvosun daha iyi olduğunu görürüz. birkaç video ile anlatmak gerekirse :

ilk nesil pre’lerden bir test örneği. uçurumdan at beni, in aşağı tut beni tadında bir araba işte.

bu da citroen saxo’nun sonucu. sıkı durun, vosvos geliyor :)

bu da işte 75 sonrası meksika üretimi bir vosvos ve golf 1 crash testi.
ama alman vosvoslarında sonuç daha iyi, kendimden biliyorum :)

öte yandan, bu videolardan sonra citroen saxo alacağınıza vosvos almanız gerektiğini anlamışsınızdır sanıyorum.

burada da chevrolet’in bir karşılaştırması var. bel air’den korkmak için yeterli sebebi sunuyor, emin olun :) daha da ötesinde neden eski arabaların yeni arabalar kadar güvenli olmadığının harika bir örneği bu video!

konuya dönersek, yeni vosvos alacak biri ucuza kaçmamak zorundadır. belki “vosvos alırım, kendim toplarım” hayali kurmak çok güzeldir ama daha önce vosvos toplamış biri olarak söylüyorum, şu saatten sonra “toplamak mı, toplanmışını almak mı?” deseler, “toplanmışını almak” der geçerim. düşünmem bile üzerinde.

o toplanmışı birkaç yıl sonra, vosvosumla iyice bir arkadaşlık ettikten sonra yine toplarım, ama bu benim kendi keyfimdendir. maksat vosvosum daha uzun süre yaşasın.

demek ki neymiş, 4.000 liraya vosvos alınmazmış, yeni vosvosçu vosvos toplayamazmış.

e peki ne olacak bu vosvos alma işi?

bu yazıyı okuyan canım kardeşim, az daha bekleyeceksin ve 6.000 liranın üzerinde paran olduğunda gidip temiz bir tane alacaksın.
e pekiyi temiz bir vosvosu nasıl bulacaksın?
kazık yemekten nasıl sıyıracaksın paçayı?

benim bu noktada önerim şu : internet koca bir derya ve o deryaya yelken açmış bir sürü vosvos sitesi var.
gir bakalım forumlara, volksder’in, vkod’un, avd’nin bilmemkimin hepsinin sayfası var.

hepsi birbirinden güzel yazılarla dolu vosvosa ve yeni vosvosçuya yönelik.
araştırın, okuyun öğrenin.

yeni araba alırken bile galerilere gidip adamlardan bir sürü detay öğreniyorsunuz, burada da dernek ve forumları var. girin, öğrenin.
hatta canayakın, sevecen bir sürü güzel insanla tanışacaksınız.

onlara sorun, onlardan yardım alın.

varsa onların çevrelerinde temiz bir vosvos, gidin o çevreden vosvos alın. böylece “ev alma, komşu al” prensibinin bir faydasını görün.
yok mu bu işin çakalları? elbette var. onlardan kaçınmak da sizin elinizde ama…

kaportası toplanması gereken bir vosvosa hiç bulaşmayın bir kere.
satmak için toplanmış kaportalılardan ise, ardınıza bakmadan kaçıverin.

bu arabanın en zor toplanan şeyi kaportası çünkü.

kaportaya girdiğiniz zaman en azından 4.000 liranın cebinizden çıkacağını unutmayın. bu ne demek, olur da 4.000 liraya vosvos alırsanız, size 8.000’e gelecek demek.

peki ya motor?

kaportası süper süper süper bir vosvos buldunuz, sahibi motorunu yakmış, yatıyor araba. ne yaparsınız?
motor toplamak size nerden baksanız 2.000 liraya çıkacak bir masraf, işinize gelirse, buyrun alın.
ha toplatmaya ürküyorum abi derseniz, hurdacıları var, parçacıları var bu işin.
gidin hazır motor alın, usta da yanınızda olsun ama. 1.000 liraya kotarırsınız, ama orjinalliğine darbe vurmuş olursunuz vosvosunuzun.

yürür dediğiniz yine 1.000 lira yiyecektir, parçası tabii. bir de ustanın işçiliği var.

döşeme en az önemsenen şey belki de, döşemesi kötü olsun sonra yaptırırım dersiniz. ona sözüm yok, orjinal döşemeye sahipseniz bozmayın da zaten. hijyenin ne kadar önemli olduğunu unutmayın yeter.

konuyu toparlarsak, 2.000 liraya vosvos aldınız, tabanı çürük, motoru yürümüyor, kaporta gerekiyor, her yanı bitmiş.
hayaller kuruyorsunuz, önce kaportayı toplarım, sonra motoru, yürürü ve döşemeyi.

haydi hesaplayın 4.000 kaporta + 2.000 motor + 1.000 yürür + 1000 döşeme + yeniden çekilecek elektrik tesisatı ve aklınıza gelmeyecek onlarca masraf kalemi kıvır zıvırı.
vosvosun muayenesi de yok, gecikme bedeliyle 300 – 500 muayenesi..
birikmiş vergi borcu…
trafik sigortası…

10.000 liranın üzerinde paranız varsa gözü kapalı harcayacağınız, buyrun vosvos toplayın.

işini iyi yapacak, saç baş yoldurtmayacak, vosvosu macun doldurmayacak bir kaportacı bulursanız beni de çağırın, gelip seyredeyim işçiliği.

motor ve yürür mü?
siz bulunduğunuz şehri söyleyin, ben usta ararım.
en azından kazık yemekten ya da dolandırılmaktan kurtarırım belki sizi.

son söz : olur da toplarsanız, topladığınız vosvosu her zaman zararına satacaksınız, bilginiz olsun.

Vosvos Üzerine – 1

(ÖN BİLGİLENDİRME : BU YAZI 2010 YILINDA YAZILDIĞI İÇİN, RAKAMLAR O GÜNÜN RAKAMLARIDIR.)

sözlükten aldığım mesajlar doğrultusunda dilim döndüğünce bir şeyler anlatmak istiyorum bu arabaya dair.

vosvos dediğmiz tek bir kasa, tek bir tasarım değildir. nasıl ki toyota corolla bile günümüzdeki tasarımına ulaşana kadar pek çok kez makyajlandıysa ve kasa tasarımı değiştirildiyse vosvosun da başına aynı şey gelmiştir. hatta değişim konusunda guiness rekortmenliği vardır.

yani, yolda gördüğünüz her vosvos birbirinin aynısı değildir.

ufak makyajları ilerde anlatacağım, bu yüzden vosvosları ikiye ayıralım başlangıçta.

pre 68 ve late diye ikiye ayırırız vosvosları, çokça “pre 67” terimini duyarsınız forumlarda, aslında yanlıştır bu. türkiye ve avrupa satışında kasa değişimi 68 yılında yapılmıştır, 1967’de bir tek amerika’ya yeni kasalar gönderilmiştir.

1966 VW Kafer

resimde gördüğünüz klasik bir 66 modeldir mesela. büyük farklı, düz camlı ve alçaltılmış güzel bir vosvos.
acemsi için bir 66 ile 68 arasındaki en büyük farkın çamurluklarda, yani far ve stop görünümünde olduğunu söylemekle yetineceğim bu yüzden.

1968 öncesindeki serilerde split ve oval camlıları göreceksiniz ama boşuna heveslenmeyin 1953 model bir vosvos sahibi olacak kadar çok paranız yoksa, split cam’a sahip olamayacaksınız. aynı şekilde oval bulmanız da hiç kolay değil.

klasik bir pre kullanıcıs olmaya heveslenen taze vosvosçuları burada uyarmak istiyorum, hem çok vaktiniz hem de orjinal parçalarına sahip olmak için -gerektiği zaman yurt dışından getirtecek kadar – çok paranız olmalı bir pre’nin hakkını verebilmek için.

vosvosa ucuza sahip olma sevdalıları için bir uyarı da burada geliyor, vosvos ucuz bir uğraşı değildir.
yıllık 40-80 tl arasında değişen vergisi, 200-300 tl’nin üzerine çıkmayan sigorta bedeli olsa da, vosvos para yemeyi seven bir evlattır.

hiçbir masrafı olmadığını düşündüğünüz zaman geldiğinde de, ekstra aksesuar almayı arzulamaya başlarsınız.

pre’lerle ilgili bu kadar bilgi yeter, umarım acemiler pre almamaları gerektiğini şimdiye kadar anlamışlardır.

late alacak olan acemilerimize yeni bir uyarı geliyor : `vosvosun üstü kesilmez`!

kırmızı ışıkta, trafikte, bazen yanımda bitiveren motorlu polislerin bile söylediği bir şey var, bunun üstünü kestirsen fıstık gibi olur!

hayır kardeşim, olmaz!

vosvosun üstü kesilmez, bırakın bu saçmasapan inancı geride.

vosvosun üstünü kesmekle, sizin dört tane kaburganızı almak arasında bir fark yok. ya da omurganızdan iki tane omur çekiverelim, ha?
ne dersiniz?

kabuğundan sıyrılmış kaplumbağa gördünüz mü doğada? bugün bile üretilen üstü açık arabalar, muadillerinden daha fazla yıpranmaya açıkken sen kalkmış en yenisi otuz küsür yaşında olan bir arabanın üstünü kestirmeye kalkıyorsun. olacak iş mi?

eğer orjinal üstü açık alacak paran varsa, al ve garajda sakla. ama üstünü kestireceğim diyorsan, vazgeç bu sevdadan.

zaten üstü kestirdikten sonra ruhsata işletmen mümkün değil, vosvosun bir dahaki muayeneden geçemeyecek ve ne hâllere düşeceksin.
bu sıkıntıyı göğüslemeye bile razı olsan dahi, bu arabayı 2011 yılına kadar yaşatmış insanlara saygından yapma bunu.

bu konuyu da açıklığa kavuşturduk mu?
neymiş, kaplumbağa kabuğuyla güzelmiş.

gelelim late serilere.
bu late serileri standartlar, süperler, mutantlar olarak ayıracağım.

standart bir late şöyle oluyor :

Late VW Kafer

yukarıdaki resimden görünen en büyük farkının çamurluk olduğunu söylemiştim. eh, öyle sayılır.
düz camlı standart seri 1200/1300/1500 gibi isimlerle çıkarıldı. bunlar model olduğu gibi, motor gücünü de söyleyen sayılardır.
yani 1500 motorlu bir standart modele binebilirsiniz pekâlâ.

standart serinin dışına çıkılmaya başlanan 70’li yılların başında 71 ve 72 yıllarında 1302 diye bir mutant çıkarılmıştı mesela.
standartlardan, arkada motor kaputunun üstünde yer alan mazgallarla ve aksesuarlarıyla ayrılan bu serinin otomatik vitesli modelleri olduğu gibi, fabrikadan 1600 motor olarak çıkan ilk modeller de 1302 s modelleridir.

düz cam ile bombe cam arasındaki geçiş modeli diyebiliriz 1302 serisine. estetik olarak çekici bulmadığım bu seriyi de, yeni başlayan vosvosçulara çok da tavsiye etmiyorum.

merak edenler http://www.1302super.com/ adresinden detaylı bilgi alabilirler.

gelgelelim asıl serimiz sayılan 1303’lere. acemilere vosvosa başlamaları için 1303’leri öneririm genelde. daha user friendly olduğu kadar, parça maliyeti açısından da daha az zorladıkları için.
bir pre tamponu cip1 fiyatıyla 230 dolarken, late/super tamponunda fiyat 100 doların altına inmekte. sizce de haksız mıyım?

neyse… piyasanın kızıştığı ve volkswagen’ın rakiplerinin karşısında kozunu artırabilmek için kafer serisinde en çok özelliğe gittiği seri olan 1303’ler 73-74-75 yılında almanyada üretilmişlerdir ve 1303, 1303 l, 1303 s, 1303 ls gibi isimlerin altında bir çok yan özellikle gelmişlerdir.

türkiye’de nâmı alıp yürümüş olan `big` dediğimiz 1600 motorlu ve ahşap vites kolu tutacağı, göğüste maun kaplama gibi özellikler bulunduran seri 1303 s kategorisinde yer alır mesela. esas itibariyle içinde “süper” anlamında s kelimesini bulunduran tüm modeller 1600 motordur.

ve l ise lüks’ün kısaltmasıdır tabii ki.

bilgimin yetmediği yerler de olduğu gibi, acemiyi detaya boğmak istemediğimdem özet geçeceğim bu kısmı.

standart 1303’ler, yani standart süper modeller gibi bir şey demiş gibi oluyorum yine 1300 motordur.
süperliği kasa tasarımı itibariyle standart düz camdan ayrımından kaynaklanmalıdır.

1303 serimizi tanıtmaya başladık. standart 1303’ler esas itibariyle sadece kasa açısından farkederler standart 1300’lerden.
bir tek 75 yılında 1303’lerde pilot koltuk, kremayer direksiyon ve salyangoz fan gibi özellikler içinde gelmiştir (yanlış bilmiyorsam).

bu seri, yeni vosvosçunun dostu olan seridir. cana yakın, kullanımı rahat ve tüketim açısından ekonomiktir.

1303 s ve türevleri de motor bakımından ayırılırlar öncelikle. bir 1303 s veya ls’in sizin açınızdan öncelikle 1600 motor ve pilot koltuk olduğunu aklınızdan çıkarmayın.

örnek bir 1303 görüntüsü de ekleyelim buraya :

1975 VW 1303 Avni

şimdiye kadar verdiğim bilgilerin yeni bir vosvosçunun oldukça işine yarayacağını düşünüyorum.

eğer en azından kasa konusunda karar verdiyseniz, detaylara vosvos forumlarından ulaşabilirsiniz.

sunroof, klima, farklı fren sistemi ya da renk gibi detayları vermeye gerek görmedim.
yani yeni bir vosvosçunun orjinal big’in sadece üç renkte üretildiği gibi detaylara ihtiyacı yok bence.

asıl ihtiyaç duyduğunuz şey, “hangi vosvosu seçeceğinize karar vermek”tir.

yoksa çocukluğunuzdan beri hayalini kurduğunuz şeye sahip olmanın mutluluğunu yaşamak yerine, sorunlu bir arabaya sahip olmanın mutsuzluğunu yaşayabilirsiniz kolaylıkla.
Not 2 : Vosvos Üzerine – 2 yazısını da muhakkak okuyun!!