Sevgi Denizi – Tahsin Kavak

Yepyeni bir denizi yüz yıl eskileştirsek
İşte bu kadar yıldır seviyordum ben seni,
Bir sahilin kumlarını tek tek okşamak gibi
Deniz minaresini bir ömre dizmek gibi

Denizlerimdeki yeşili sen çaldın
Rahat mısın bari?
Yapılır mı?
Korsan töresine aykırı
Sana o yeşil bize çok gerekli demedik miydi,
Hiç mi düşünmedin istiridyelerin yüreklerini?

Tut ki alaca karanlıkta bir şangırtı koptu şimdi,
Bir adam denize bıraktı kendini usulca,
Usulca ayaklarına bağlayarak sevgisini,
İki damla göz yaşı istesek, yollar mısın ki?

Deniz ölülerine mezar taşı dikilmez bilirsin,
Kaç yıl sonra da olsa bir deniz görsen,
Yanında kocan da olsa bir deniz görsen
Hala duruyorsa gözlerindeki o yeşil sevgi,
Ve denize bakınca buğulanırsa yeşil gözlerin
Kocandan sakla, kıskanır belki.

Şimdi kaç bin metre derindeyim bilmiyorum,
İndiğimde bir perişandı deniz dipleri,
Yosunlar yeşillerini unutmuşlardı
Tuz buz olmuştu istiridyelerin yürekleri,
Önce gözlerinin yeşilini anlattım yosunlara,
Verdim yanımda ne getirdiysem hepsini
Sonra, bir bir topladım istiridyelerin yüreklerini

Şimdi bir yeryüzü öyküsü ile ben onları avutuyorum,
Bütün denizaltı güzellikleri ile onlar da beni.

Siyasi ve Edebi Portreler – Yahya Kemal

1968 yılında neşrolunan pek ilginç kitap.

kitabın kapağını açtığında şu iki yazıya ulaşıyoruz:

“yahya kemal külliyâtı’nın 8. kitabı olan bu eser, yahya kemal enstitüsü’nün 11. ve istanbul fetih cemiyeti’nin 60. kitabıdır.”

“bu kitap, yahya kemal vârisleri reşat beyatlı, âdile güreralp, narin özbalkan ve çetin şencan’la istanbul fetih cemiyeti arasında imzalanan mukavele gereğince yahya kemal enstitüsü tarafından neşrolunmuştur. içindeki yazıların her türlü basım ve yayım hakkı mahfuzdur.”

internette yaptığım bir araştırma sonucunda kitabın telifinin 40 yıl sonra yky’ye geçtiğini görmek pek de şaşırtmadı beni, ne yalan söyleyeyim. o vakit 15 lira’dan satılan bu eser (ki dönem politik kitaplarından çok daha pahalı olduğu anlamına geliyor bu, karşılaştırma yapmak için evvelsi entry’lerime bakabilirsiniz), bugün 7 liraya satılmakta imiş.

fevkalada enteresan bulduğum için ve alıntı sınırlarını gayesinde olduğumdan, eserin tevfik fikret ve ziya gökalp bölümü kısaca yazıyorum :

“tevfik fikret’i ve ziya gökalp’i yakından tanıdım. fikret’in bilgisi orta derecede, bir çok bahislerde ondan da dûndu. mütefekkir olarak kâinatı hayli mahduddu. mesela yaşının kemâl devresinde meyl ettiği sol nazariyeleri o kadar basit ve hayâl meyâl bir halde benimsemişti ki o senelerde avrupa’da o nazariyelerin kitaplarla, mecmûalarla, gazetelerle, hutbelerle, nihâyet amele âleminde ve parlementolarda bilfiil çalkantılarıyle, ondan bir mikyasda olsun bilmezdi; bilmeğe fazla hevesli de değildi. asıl kendi bahsi olan şiire gelelim:

fikret, kendi zamânında, çalkanan fransız şiir cereyanlarının en derin ve yüksek taraflarını, yâni baudelaire’den symbolistle’ler’e kadar uzanan mühim tarafını hiç anlamazdı. anladığı sully proudhomme, coppee ve emsâli şairlerin şiirini ise şöyle bir vukufla edinmişti. doğrusu budur ki fikret’in fransızcası alelâde idi. bizim eski şiirimize vukuufu ise – eğer muallim nâci’yi bir mıkyâs alırsak – divanları bir taraftan devr etmiş diğer taraftan da her mısraı sökecek bir derecede değildi.

ziya gökalp fransızca şiiri hiç bilmezdi, fârisi şiiri ve bizim eski şiirimizi birinci derecede anlardı; ilimde ise pâyansız bir kudret sâhibiydi; garp felsefesini sokrat’dan bergson’a kadar en derin ve yeni telâkkisiyle edinmişti. şiirin ve edebiyâtın – ilim bakışıyle – târiflerine giriştiği vakit bergson kadar ihâtalı görünürdü. şiirlerde fikret’in çığırını nazariyeleriyle süpürmeğe teşebbüs eden ziya gökalp oldu.

ikisi arasında bu mukaayeseye bu vesileyle giriştim. istihrâç ettiğim neticeyi arz edeceğim.

tevfik fikret – büyün zaafları ve noksanlarıyle berâber – şiirimizin içindendi. şiirimizin alafrangaya doğru bir istikaamet alacağı zamanda gelmiş, o istikaametin başına geçmiş, göreceği işi görmüş, eserini de şahsiyetini de türk edebiyâtına müebbeden hakketmişti.

ziya gökalp şiirimizin dışında kalmış bir âlimdi. şiirin ne olduğunu iyi bilmesi, edebiyâtımızın hangi istikamette milli olabileceğini iyi anlaması onun şiirimize ve edebiyâtımıza girmesini temin edemedi; bunun için de şiirimizin yenileşmesinde hiç bir iş göremedi.

gerçi ziya gökalp, zeki olmadığını, müdâhalesinin sırf bir ilim müdâhalesinden ibâret bulunduğunu, şiiri yine şâirlerin uyandırabileceğini, çok temiz olan ahlâkının sevıyle dâimâ söylerdi. lâkin nihâyet işin başında kendi bulunuyordu. gaalibâ bütün mesele de bu noktadadır.

tevfik fikret, yarım yamalak fransızca şiir anlayışına rağmen; çok basit bir mâlûmatla eski şiirimizi bilmesine rağmen, zamânında işbaşına geçer geçmez, şiirimizde gözleri kamaştıran bir yenilik başarıverdi.

ziya gökalp ise şiirin ne olduğunu avrupa felsefesinin bütün ışıklarıyle iyi bildiği halde, bizim heceli ve aruzlu bütün milli şiirimizi fikret’den çok daha iyi anladığı halde, kabûl eedilmesini teklif ettiği milli vezinlerle, milli nazım şekilleriyle, milli zevkle ve milli lisanla, ne kendi bir yenilik vücûda getirebildi, ne de tilmizlerinin bir şey yapmasını temin edebildi.

tevfik fikret şiirimizin içindendi. ziya gökalp dışında yaşayan birâlimdi. bu fark buradan geliyor.

milli şiir ünvânını alan ve iflâs eden şiirin iflâsının sebebi ise ziya gökalp’in şiirimizden olmaması idi; şiirimizi elinde bir âlim reçetesi olarak ıslâh etmesiydi. tilmizleri zâten adam değildiler; kabâhat onlara ait olamaz.”

bölümün tamamını yazamadığım için üzgünüm, fakat yky telif konusunda fevkalade dikkatli davranıyor. telifi elinde olan şiirlerin bile kısmen yayınlanmasına müsaade ediyor. bu yüzden, ben de bu bölümün ufak bir kısmını aldım.
fakat, sadece bu bölüm dahi, yahya kemal’in gözlem ve analiz yeteneğini takdir edebilmek için kâfidir.

Bulgaristan’da Faşizme Karşı Mücadele ve Sosyalizm – Nikifor Gornenski

yazar nikifor gornenski’nin <<the struggle of the bulgarian people against fascism>> (bulgaristan halkının faşizme karşı mücadelesi) adlı, 1975 yılında sofya press tarafından basılan ve slavka petrova’nın <<concerning the stages of the revolutionary situation in bulgaria (1941-1944)>> (1941-1944 yılları arasında bulgaristan’da devrimci durumun geçirdiği aşamalar üzerine) ve ‘ilcho dimitrov`’un <<on the evolution in the concepts of the bulgarian communist party about the character of the peopl’s democratic rule in bulgaria>> (bulgaristan komünist partisi’nin demokratik halk yönetimi konusundaki görüşlerinin evrimi) adlı, bulgaristan bilimler akademisi tarih enstitüsü yarafından yayınlanan etudes historiques dergisinin 1966’da sogya’da basılan özel sayısında yer alan makaleleri bilim yayınları tarafından çevirisi yaptırılarak <<bulgaristan’da faşizme karşı mücadele ve sosyalizm>> adı ile temmuz 1978 tarihinde istanbul’da emek-tepe matbaasında dizdirilip, nurdoğan matbaasında bastırılmıştır.

çeviri ise mehmet kök ve ayşe umut’a aittir.

evet, kitap kendisi hakkında benim belki de bu kadar az sözle özetleyemeyeceğim şeyi kendi künyesinde özetliyor.

peki bakalım bilim yayınları bu kitap hakkında ne diyor :

— arka kapak —

bulgaristan’da faşizme karşı mücadele ve sosyalizm kronolojik sıra ve ele aldığı konular bakımından birbirini tamamlayan üç ayrı çalışmadan oluşmaktadır.

bulgar faşizminin özelliklerinin ve faşizme karşı mücadelenin çeşitli aşamalarının incelendiği ilk yazı 1920’lerden 1944’e kadar olan gelişmeleri kapsayan temel bir özet niteliğindedir. ikinci çalışma faşizme karşı mücadelenin genel çerçevesi içinde devrim koşullarının oluşumunu, dış ve iç koşullarla bir “devrimci durumun”un gerçeklik kazanmasını incelemektedir. son çalışma ise istilâcı ordulara, faşizme ve kapitalizme karşı verilen mücadele boyunca siyasi iktidar kavram ve hedeflerinin biçimlenişini konu almaktadır.

kitapta yeralan üç inceleme, bütünsellikleri gözetilerek okunduklarında, faşizme karşı mücadelede içine düşülebilecek yanlışlar, etkin bir mücadelenin başarılması için sağlanması gereken koşullar ve anti-faşist kavga ile anti-kapitalist kavganın karşılıklı ilişkileri üzerine sağlam bir kavrayışa yardımcı olacak niteliktedir.

— arka kapak —

muhtemelen yıllardır basılmayan bu kitap bugün ne kadar eder bilmem ama, o zamanlarda 20 liraya alınıyormuş.

bu arada aziz nesin’in bulgaristan’da türkler, türkiye’de kürtler isminde ilginç bir kitabı vardır, ilgilenen olursa nesin yayınevi‘nden çıkan baskısını temin edebilir.

Sosyalizm ve İslamiyet – Roger Garaudy

doğan avcıoğlu ve e. tüfekçi tarafından çevrilen, 1965 yılında yön yayınları’ndan ilk baskısı çıkan roger garaudy‘e ait eser.

çok hoşuma giden bir özelliği var bu kitabın, çevirmenlerin ayrı ayrı önsöz yazması o da.
huzurunuzda mihri belli’den binlerce kez özür dileyerek, kitabın doğan avcıoğlu’na ait önsözünü buraya yazıyorum :

“o kadar kendimizi unuttuk, kendi kültürümüzden o kadar koptuk ki, doğunun montesquieu’sü olan bir ibn haldun, batınınkilerden binlerce kat bize yabancı. thomas moore’un sosyalist ütopyasını biliriz de, simavnalı şeyh bedrettin’in sosyalizmini tanımayız.

bu satırların yazarı, fransız sosyal, ekonomik, politik, kültürel v.s. tarihini en tefurruatlı şekilde öğrenmiştir, ama türk sosyal, ekonomik, politik ve kültürel tarihi hakkında bir takım klişeler dışında pek az şey bildiği için utançların en büyüğünü duymaktadır.

şimdi çağımızın en ünlü marksist teorisyenlerinden biri bu kitapta bizlere sesleniyor: <<ey doğu milletleri, diyor, sizin büyük kültürünüz vardı. ortaçağ avrupası tam bir karanlık içindeyken, uygarlık meşalesini siz islâm milletleri taşıyordunuz. köleci dünyaya karşı eşitliği ve yeni bir uygarlığı islâmiyet getirdi. sizlerin 860 yılında yazdığınız astronomi kitabı, 700 yıl avrupada otorite oldu. avrupaya coğrafyayı götüren idrisi sizdendi.ibn haldun, o tarihlerde, <<hristiyanlar, akdenizde kayık yüzdüremez>> diyordu. cebiri siz kurdunuz. logaritmayı farabi buldu. ömer hayyam’ın cebir kitabı 1857’de fransızcaya çevrilecek değerdeydi. büyük matematikçi ve astronom uluğ bey sizdendi. ibn rüşd’ün akılcılığı, ibn haldun’un sosyolojisi, batı düşüncesinden yüzyıllarca ilerdeydi. bu büyük entelektüel kaynaklarınıza gururla yaslanmalısınız. bilmelisiniz ki, avrupa, artık değerlerin tek yaratıcısı, tarihi teşebbüsün tek merkezi değildir ve olmamalıdır da. tam bir hümanizma, bütün çağların ve bütün halkların en yüksek katıklarına dayanmalıdır. sosyalizm, kaynağını yalnız batı kültüründen alamaz. sâdece alman klâsik felsefesine, ingiliz ekonomi politiğine, ütopik fransız sosyalizmine, yunan akılcılığına ve rönesans teknikçiliğine dayanan bir sosyalizm, doğu bölgesel kalmış olacaktır. sosyalizm, doğu ülkelerinin katkılarıyla zenginleşecek vegerçek bir hümanizma haline gelecektir.>>

bu, kültürümüzün kendine özgü kaynağını ve büyüklüğünü bizlere hatırlatan bir çağrıdır. türkiye uzun süredir, batının ekonomik, politik ve kültürel emperyalizminin baskısı altında, devekuşu gibi başımızı kuma gömerek gizlenmekten ibaret olan bir <<muhafazakârlık>> ile kendimizi inkârdan başka anlama gelmeyen yüzeyde bir <<batıcılık>> arasında bocalamıştır. her iki tutum da ekonomik ve kültürel sömürgeleşmeden başka sonuç vermemiştir. türk sosyalistleri şimdi, ekonomik bağımsızlık savaşıyla birlikte, bir kültürel bağımsızlık savaşı da verme durumundadırlar. sosyalizmi seçmenin yabancı değerleri seçmek demek olmadığını göstermeli, kendi büyük entellektüel kaynaklarımıza dönmeliyiz. bu bakımdan sosyalist düşünüre, tarihçiye, iktisatçıya, sosyologa, sanatçıya büyük görevler düşmektedir.

kültürel mirasımıza sahip çıkma çabası, elbette ki körü körüne bir geçmişe dönüş demek değildir. büyük sosyalist jaures’in sözleriyle, ecdat ocağındaki <<ölü küllerini değil, canlı alevi muhafaza etmek>> söz konusudur. bir nehir tersine akarak değil, ancak denize doğru giderek kaynağına sâdık kalır.

kendi entellektüel kaynaklarımıza dönüş, öteki kültürlere kapanmak da değildir. aksine dünya kültürünü batı kültüründen ibaret sayan batı düşüncesini sarsarak, dünyaya açılan pencereleri çoğaltma çabası, bölgesellikten kurtulup gerçek bir evrenselliğe ulaşmanın yoludur.

garaudy’nin, kültürel kaynaklara dönüş çağrısının, türk sosyalist hareketine yeni ufuklar açacağı inancındayız.

doğan avcıoğlu”

etiket fiyatı 4 lira. zamanda yolculuk yapıp bu kitabı bulmaya ve almaya karar verirseniz tabi.

Ya Vatan Ya Ölüm – Fidel Castro

ahmet angın tarafından habora kitabevi için türkçe’ye çevirilmiş, ilk baskısını 1968 yılında yapmş ve o dönemde 7,5 lira’ya satılmış nadide eser.

— arka kapak —

1948’de bogota’da çıkan ayaklanmada, ayaklananlar arasında bir genç vardı. lâtin amerika halkları bu ayaklanmaya <<bogotazo> adını verirler. sözü geçen genç bir süre sonra dominik diktatörü trıjillo’ye karşı bir sefere girişti ve tabii başarısızlığa uğradı. ama bunlar çocukça şeylerdi. duyanlar sadece gülüp geçerdi. hatta 26 temmuz 1953’de küba santiagosu’ndaki moncada kışlasına karşı yüz kişilik bir kuvvetle yapılan saldırı da pek akıllıca sayılamazdı. techizatlı bin askerin bulunduğu kale kadar sağlam bir kışlayı derme çatma av tüfeklerile yüz sivil adam ele geçirmeğe kalkışmıştı. akıl kârı değildi bu.. değildi ama, bugünkü küba devriminin başlangıcı da bu tarihti. <<bogotazo>> dan moncada’a kadar çılgınlıkla vasıflandırabilecek hareketleri yapan gencin adı fidel castro idi.

fidel castro bu kitapta önderliğini yaptığı küba kurtuluş savaşı’nı ve küba’nın zaferi’ni anlatıyor…

— arka kapak —

Sanat ve Edebiyat – V. I. Lenin

v. i. lenin‘in sanat ve edebiyat üzerine makalelerini içeren kitap.
metinleri seçen ve girişi yazan jean freville, çeviriyi yapan ise şerif hulusi.
şubat 1968 yılında payel yayınevi tarafından yayınlanmış, fiyatı ise 10 lira imiş o zamanlar.
ilginç kapak tasarımını görmek için bile aranmaya değer bir kitap.

sanat ve edebiyat lenin

Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi – V. I. Lenin

“büyük sanayi için iç pazarın teşekkülü” alt başlığıyla yayınlanan v. i. lenin kitabı.
çevirisi “sanat ve edebiyat”ta da olduğu gibi şerif hulusi’ye ait.
ocak 1971’de payel yayınevi tarafından yayınlanmış, fiyatı ise 12,5 lira imiş o zamanlar.

— arka kapak —

<<rusya’da kapitalizmin gelişmesi>> adlı elinizdeki bu kitap lenin’in eserleri arasında en büyüğü ve en önemlisi olarak kabul edilir. sibirya’da sürgündeyken yazılan ve 1899 da yayımlanan bu kitapta lenin, geniş istatistik bilgilere dayanarak, marksçı teoriye göre bir memleketin iktisadi ve sosyal şartlarının nasıl ele alınması gerektiğini gösterdiği gibi, ayrıca halkçıların bu konuda ileri sürdükleri fikirlerin yanlışlığını da ortaya koymakta ve kapitalizmin bütün ağırlığını duyurarak, en ufak ayrıntılarına kadar nasıl adım adım rusya’ya yerleştiğini kesinlikle ispatlamaktadır. bu nedenle de, kapitalizmle feodal kalıntılar arasındaki çelişkilerin arttığını, çarlık düzeninin yıkılması için gerekli nesnel şartların oluştuğunu ve bu değişim süreci içinde de toplumda, devrimci güçlerin ortaya çıktığını göstermektedir. kesinlikle oluşan bu devrimci güçler arasında da en büyük rolün işçi sınıfının omuzlarına yüklendiğini, işçi sınıfının tarihi eylem içindeki yerinin nüfus içindeki sayısından çok daha büyük olduğunu, yoksul köylülerin de onun müttefiki olabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. lenin’in bu eserde, büyük bir titizlikle, ilmi yoldan meydana çıkardığı gerçekler daha sonra kurulacak olan marksçı parti’nin de program ve taktiği için temel olmuştur.

bu eser yayınlarımız arasında üç kitap olarak çıkacaktır. her kitabın sayfa numaraları bir öncekinin kaldığı yerden başlıyacak be kitaplar bir araya getirildiğinde bir tek cilt olması sağlanacaktır. üçüncü kitabın sonunda içindekiler kısmı ile birlikte eserle ilgili geniş açıklayıcı notlar verilecektir.

öteki iki kitabını da hemen çıkaracağımız bu önemli eser eher bakımdan gereken önem verilmekte, tam ve eksiksiz çıkması sağlanmaktadır.

— arka kapak —