Ne Me Quitte Pas – Jacques Brel

Nina Simone’u severim ama keşke bu eseri seslendirmeseydi derim çoğu zaman. Çünkü bu eseri bir tek Jacques Brel’e yakıştırabiliyor aciz kulaklarım. Siz de dinleyin istedim bu yüzden, kararı kendiniz verin.

İnternette bulduğum Türkçe sözleri – biraz düzelterek – paylaşmak istiyorum bu vesileyle, İngilizce alt yazı ile aranız kötüyse, ikinci dinleyişinizde, sözleri buyrun okuyun :
terk etme beni
unutmak zorundayız,
herşey unutulabilir,
geçip giden herşey…
unutmalı:
yanlış anlaşılmalarla,
yitip giden zamanı.
ve zaman kaybedilir:
anlamaya çalışmakla,
geçen o saatleri..
ki zaman zaman,
“niçinler” öldürür
kalplerdeki mutluluğu…
terk etme beni…

bense yağmur taneleri sunacağım
yağmur yağmayan ülkelerden getirilmiş.
yaracağım toprağı,
ölümümde bile,
sarmalamak için bedenini,
altın ve ışıkla.
sana bir ülke vereceğim:
sevginin kral olacağı,
sevginin kural olacağı,
ve senin kraliçe olacağın.
terk etme beni

terk etme beni
delice sözler yaratacağım,
sadece senin anlayabileceğin.
sana, oradaki
sevenlerden bahsedeceğim,
kalpleri iki kez alev alev yanan,
seni bulamadığı için ölen,
o kralın öyküsünü anlatacağım sana.
terk etme beni

biz sıkça görürüz
eski bir volkandan alev fışkırdığını..
çok eski olduğunu sandığımız.
bazen bunun gibi,
yanmış topraklar
en verimli nisandan,daha çok ürün verebilir
ve akşam gökyüzünde birleşmezler mi onlar
kızıl ve siyah ışıklar vermek için
terk etme beni

terketme beni
artık ağlamayacağım,
artık konuşmayacağım,
bir tek burada saklanıp,
senin dansedip gülümsemeni,
şarkı söylemeni ve gülmeni görmek için.
bırak olayım: gölgenin gölgesi,
elinin gölgesi,
köpeğinin gölgesi
ama terketme beni.

Reklamlar

Banka Kredisiyle Yalı Almak

geçen gün matruskam ile oturduk, internetten ev bakıyoruz.
yok armudun sapı, yok üzümün çöpü derken baktık olmadı, yalı almaya karar verdik.

tabii hazırda nakit para olmadığı için (birimiz işsiz – birimiz öğretmen olunca, tek eksiğimiz para oluyor tabii) banka kredisiyle almak üzere araştırmaya başladık.

krediler çok makul. misal, 999.999 tl kredi alınca, kendini zorlamamak için de 480 ay taksitlendirince, geri ödenmesi gereken para 48.519.951,00 oluyor. sudan ucuz!
ama bir yalı fiyatı bunun 15 katı civarında olduğuna göre, ödenmesi gereken para da 15 ile çarpılıyor ve rakamımız 726.299.265,00’ye çıkıyor.

aylık taksit ise 1.484.985,00 liracık.

yani basit bir hesapla, bugün yalı almaya karar veren ve bunu 40 yıl taksitle yapma hevesine kapılan bir öğretmen, bu kredinin bir aylık taksidini ödeyebilmek için – maaşı 1.200 sayarsak – 1.237,4875 ay çalışmak zorunda. bu da aşağı yukarı 103 yıl ediyor.

1 aylık kredi ödemesi için 103 yıl çalışmak zorunda olan bir öğretmen,
480 aylık kredi ödemesi için x yıl çalışır.
————————————————

doğru orantıyı kurduk x = 103*480 o da eşittir 49.440 yıl.

demek ki neymiş, birimiz – çalışmaya başlar da – maaşıyla ev geçindirir, diğerimiz de öğretmen maaşını krediye yatırırsa, her ayın kredisini 103 yılda ödeye ödeye 49.440 yılda bir yalı sahibi olabilirmişiz.

eh, biz ödeme planımı yaptık, ev almaya hazırız.
iş, şu altmış yıllık ömürde onca krediyi ödeyebileceğimize inanacak bir enayi bulmaya kaldı!

işin espirisi bir yana, türkiye’nin geleceği ellerinde şekillenen öğretmenleri yoksulluk sınırının altında kalan bir maaşla yaşamaya mecbur bırakan sisteme söyleyecek sözümüz uzun zamandır yok.

not : hesaplama için garanti bankası’nın online kredi hesaplama sistemini kullandık.

ek bilgi : bu hesabı matruskam ile 2009 yılında yapmıştık. 2013 yılında meb tarafından açıklanan öğretmen maaşı 1.824 ile 2.157 lira arasında değişiyor. türk-iş’e göreyse nisan ayı itibariyle açlık sınırı 1.012, yoksulluk sınırı ise 3.298 lira.

sahi! siz hangi gruptasınız? :)

Öldürdüğünüz Vakit Güzellikle Öldürün!

Dörtbuçuk yıl kadar önce yazmışım bu yazıyı. Yazıyı dediğime bakmayın, aslında tartışmalarla şekillenen birkaç metinden oluşuyor. Dolayısıyla dilim ve üslubum farklılaşıyor her cevapta. O ânki ruh hâlimden ve muhataplarımın tepkilerinden kaynaklanan şekillenmeler oluyor. O yüzden, o metinlerden seçip buraya koyduklarımın  arasına birer belirteç ekleyeceğim.

(1. Kısım – Tartışma Başlıyor)

ülkesinin sınırlarını genişletmeye çalışan erdemli bir hükümdarın askerlerine vereceği türden bir emir.

ama değil…

âlemlerin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, gözümüzün nuru, yüreğimizin gölgesi hz. muhammed‘e ait bir söz.

tüm insanlığa gönderilmiş son kurtarıcı, kendisinden önce gelenin koyduğu ilkeleri nasıl da yıkıp geçiyor.

gönderdikleri arasından onun tarafına geçmeyi seçenleri, “geçmeyi henüz seçmemişler”in üzerine nasıl bir güzellikle gönderiyor.

insaf yahu, şimdi siz tanrı’nın o “öldürülecek kullar”ını peygamberinin saflarına geçenler tarafından öldürülmek üzere yarattığını da iddia edersiniz…

islam’ın barış, sevgi, hoşgörü ve kolaylık dini olduğuna dair sözleri duydukça bu sözler geliyor aklıma, gözlerim yaşarıyor.

inanmayana kaynak : http://www.kuranikerim.com/telmalili/tevbe.htm 5. ayetin tefsiri.

(2. Kısım – Tartışma Alevleniyor)

yine kendisinin kullanıldığı tefsirde alıntılanan hadiste hz. muhammed’in “öldürme yönünden insanların en iffetlisi iman ehlidir.” dediği belirtilen söz.

benim anlamadığım bir tanrı’nın peygamberinin neden insanı insana kırdırdığı. ya da daha önemlisi bir cinayet azmettiricisini peygamber yaptığı!

sadece bu sözü söylediği değil, azmettirici olduğu da aynı sahih kaynaklardan yola çıkılarak belirtilmiştir.

(bkz: ka’b ibnu’l-eşref )

(3. Kısım – Cımbızlama Eleştirilerine ve Tartışmanın Geri Kalanına Cevap, Son Söz)

sadece cımbızlama derdinde olsaydım, kaynak vermez, altını boş bırakırdım, sözlerime içi boş eleştiriler getirmeye harcadığınız enerjiyi metni okumaya harcasaydınız, cımbızlama eleştirisini yapmaya bile cesaret edemezdiniz muhtemelen.

tefsire baksaydınız, metni doğru düzgün tahlil ettikten sonra lüzumsuz kısımları saf dışı bıraktığımı görürdünüz ve o kısımların bir kısmının alıntıladığım cümleden daha hafif ve naif olmadığını elbette!

peki benim motivasyonum neydi? neyi göstermek istiyordum?

cevap basit : bu sözün hiçbir koşul altında makul gösterilemeyeceğini, barış ve hoşgörü dini getirdiğini iddia eden bir peygamberin, böyle bir temennide bulunmasının asla kabul edilemeyeceğini anlatmaktı. ve bu tartışmada zahmet edip tefsiri okumadan bana saldıranlar vasıtası ile, “İkra!” emrinin 1500 yıl sonra bile inananlara hiçbir şey katmadığını göstermek istiyordum. O emri bilerek büyüyüp okumaktan böylesine kaçınmak, ne büyük bir akıl tutulmasıdır!

önünü arkasını bir kenara bırak kardeşim. peygamber bunu demiş mi? elmalılı’nın mealini, onun alıntıladığı hadis’i şerifleri sahih kabul ediyorsan, demiş.

o zaman, illa şikayet ediyorsan, benim yapmadığımı yap, yazının tamamını alıntıla, “bu şartlar altında böyle demiş” de.
link orada, ctrl+c ve ctrl+v orada.

diyorum ya, zahmet edip buraya yazıyı alıntılamadan durmadan laf edileceğine, yazının tamamı alıntılansaydı, çoktan neticelenmişti bu tartışma. oysa ki, benim bunu yapmayı seçmediğim yerde, beni eleştirenler bunu yapmaya cesaret edemediler.

ve üstelik, anlaşılmayan, anlamazlıktan gelinen şey şu ki, nerede ve hangi şartlarda olursa olsun, bu beyanat ka-bul e-di-le-mez. ben bunu kabul etmiyorum, nedeni ne olursa olsun, makul bulmuyorum.

buyur, buna cevap ver.

ama önce, tartışmaya yazılan şunca cevapta yapılmayanı yapıyor ve yazının tamamını yapıştırıyorum buraya :

5-bütün bunlar bilindikten sonra şimdi şu haram aylar sıyrılınca, geçip gidince ki bu aylar “onlardan dört tanesi haram aylardır.” (tevbe 9/36) dört aydır. “sana haram aylarda savaş yapmayı sorarlar…” (bakara 2/217) âyeti uyarınca normal senelerde geçerli olan haram aylar ki, zilka’de, zilhicce, muharrem ve bir de recep diye bilinen aylar olmayıp, âyetinde söz konusu olan ve kurban bayramı’ndan sonrasını içine alan dört aylık süredir. bunun ilk elli günü bilinen haram aylar kapsamına giriyor ise de geriye kalan yetmiş günü bunun dışındadır. fakat bu ilana göre, söz konusu günler de tıpkı haram aylar gibidir. bu arada şu da anlatılmış oluyor ki, sözleşmeyi içeren herhangi bir ay da tıpkı haram aylardan olur. yani tanınan dört aylık süre içinde saldırı veya savaş yasaktır, ahitlerine riayet edenlerin müddetleri bitinceye kadar da durum yine böyledir.

[evet kardeşim, cımbızlamamdan şikayet ediyordun. bu kısmı da mı alıntılasaydım? ne anlamı vardı? vermek mesajı boğacaktı sadece…. ]

fakat bu haram aylar çıkınca, yani tanınan dört aylık süre dolunca, artık o müşrikleri nerede bulursanız katlediniz, öldürünüz.

[hadi şimdi buna cevap ver…. ahitlerine riayet edenlere müddet bitinceye kadar dokunma. etmeyenleri ise dört aylık sürenin sonunda nerede bulursan katlet öldür. buyur, buna da cevap ver? şimdi, ben cımbızlamayı bir kenara atınca, senin işin daha mı kolay oldu? hadi oradan…]

yani dört aydan sonra artık onlarla aranızda savaş durumu başlamıştır. şu halde onların saldırılarını beklemeksizin hemen onlara savaş açınız, haram ve helâl farkı gözetmeden onları nerede bulursanız ve nasıl öldürebilirseniz öylece öldürünüz.

[amerika’nın ırak’a girişi de aynı şekilde değil miydi? ırak saldıracak diye saldırdılar. binlerce masumun kanı döküldü ve hâla dökülüyor. ortadoğu’ya demokrası böyle geldi. anlaşılan arap yarımadasına da islamiyet böyle gelmiş. hadi! amerika’yı da eleştirmeyin o zaman. çünkü belli ki, beyaz saraydakilerin rehberi kuran! haram helâl farkı gözetmeden nerede bulursan ve nasıl öldürebilirsen öldür diyor kitabın! boğarak, boynunu kırarak, dişlerinle düşmanının boğazını ısırarak bile öldürebilirsin. daha berbat şiddet sahneleri de tasavvur edebilirim senin için. çünkü emirde haram ve helâl farkı gözetmemen emrediliyor. sonra cımbızlıyorum diye bana ayar ver, git işine yahu!]

bununla beraber sünnette müsle yapmaktan, yani burun ve kulak gibi organları kesmekten ve bir kimseyi durdurup, elini kolunu bağlayarak ok ve benzeri aletlerle yavaş yavaş ve işkence ile öldürmekten menedilmiştir.

[evet evet, dişler ve boğaz iyi fikir. yavaş yavaş ve işkence ile öldürmek değil bu, hem de elindeki yegâne silah dişlerinse, en kolay çözüm. burun kulak da kesmiyorsun… mutlu oldun mu cımbızlamadığım için?]

bundan başka hz. peygamber buyurmuştur ki, “öldürme yönünden insanların en iffetlisi iman ehlidir.” ve yine “öldürdüğünüz vakit güzellikle öldürün.” diye buyurmuştur.

[işte çok merak edilen cımbızlanan kısım… “öldürme yönünden insanların en iffetlisi imah ehlidir.” hangi sahih kaynaktan alıntılanmış, bilmiyorum. ama bildiğim bir şey vars, elmalılı bu konuda bir otorite. o yüzden doğruluğuna itimat ediyor ve soruyorum : bu söz ne demek? yani, insan öldürmek zaten günah, zaten yasak! öldürme konusunda niye iffetli olsun iman ehli? o öldürmeyi bilmez ki! bilmemek zorunda! yooook… cihad başka tabii! sonra ne demiş, “öldürdüğünüz vakit güzellikle öldürün” demiş. zaten biz de tam bunu tartışıyorduk, ne tesadüf!]

işin böyle olması gerektiğini şu âyetler de ima yollu anlatır: ve onları tutunuz, yakalayıp esir ediniz. demek oluyor ki, tutup esir almak mümkün iken hemen öldürmeye kalkmamalıdır ve onları hasrediniz, bulundukları yerden çıkıp serbestçe dolaşmalarına, şuraya buraya gitmelerine izin vermeyiniz, onlar için her mersada oturunuz yani kaçırmamak, geçirmemek için evine, işine veya ticaret için sefere gidecek her geçidi tutup onları göz altında bulundurunuz.

[cımbızlamadan nasibini alan bir kısım daha. dikkat dağıtan detaylar… ]

artık tevbe ederlerse, yani şirkten vazgeçip imana gelirlerse namazı kılıp zekatı verirlerse, yani namaz ve zekatı kabul ederek müslüman olurlarsa hemen yollarını açınız, koymuş olduğunuz engelleri kaldırınız, yukarıda söz konusu edilenlerden hiçbirini yapmayınız, onları kendi hallerine bırakınız.

[nasıl bir özgür irade ama… adamları esir et, sonra da imana gelirlerse serbest bırak. islam ne kadar barışçıl bir yol ve rıza ile yayılmış değil mi? sana anlatmaya çalıştığım da bu. beni eleştirirken, okumuyorsun. benim alıntıladığım yeri okusan, beni cımbızlamakla eleştirmezsin. çünkü alıntılamadığım kesim, alıntıladığımdan daha masum değil!]

çünkü allah gafurdur, rahîmdir. imana girmelerinden dolayı, daha önce yapmış oldukları şeyleri, şirk, küfür ve haksızlıkları bağışlar, üstelik iman ve taatlerine ecir ve sevap da verir. demek ki, o müşriklere ya ölüm ve esaret veya islâm’a girmekten başka birşey bırakılmamıştır.

[allah’ım sen ne büyüksün! ya ölüm, ya esaret ya islam! ne kadar çok seçenek var, tahmin edin hangisi daha cazip? çayda kahvaltıda yenir, acaba nedir nedir? ulan dalga mı geçiyorsun? bu mu gafurluk, rahimlik? ya ölecek, ya ömür boyu sürünecek, ya da islam’a katılacak… nerede irade özgürlüğü? nerede saygı? nerede islam’ın hoşgörüsü?]

ileride de geleceği üzere, onlardan, ehl-i kitapta olduğu gibi, cizye dahi kabul edilmeyecektir. hasan basri rivayet etmiştir ki; esirlerden biri, hz. peygamber’e işittirecek şekilde “allah’a tevbe ederim, muhammed’e tevbe etmem.” diye üç kere bağırmış, peygamber efendimiz de “bırakınız, hakkı ehline tanıdı.” buyurmuştur.

[bu yazının en naif kısmı bu… cımbızlayarak sizden bu iyiliği gizledim, evet, çok hainim! adamın sabrını çatlatırsınız hakkaten… eh, şimdi cımbız da yok, buyrun, söz sizde!]

Kanal İstanbul’dan Yılda 5 Milyar Dolar Kazanmak

hedeflenen rakammış.
günde en az 150 gemi geçmesi planlanıyormuş bu boğazdan.
mirmirik kafama taktı, oturup hesap yaptım.
günde 5.000.000.000/365 ~= 13.700.000 dolar kazanmak demek oluyor bu.
bunu da “en az 150 gemi”ye bölersek, 91.500 dolar gemi başına kazanç hedefleniyor demektir.
(güncel bilgi : 2011’de günde geçen gemi sayısı yaklaşık 138. bu rakam bakü-ceyhan boru hattı nedeniyle rakam gün geçtikçe azalmakta)
hâlihazırda boğazdan geçen gemilerden geçiş ücreti alınamıyor montrö anlaşması hasebiyle diye biliyorum, kılavuz kaptan vs yardım hizmetlerinden ücret alınıyor sadece ve geçen gemilerin %52’si kullanıyor bu hizmetleri.
“biz kanal yaptık, buradan geçeceksiniz ve yok öyle bedava geçiş, her seferinde 100.000 dolar vereceksiniz!” denmesi mümkün mü?
gittim araştırma yaptım, 2008 yılında dünyanın en büyük gemisi ünvanını alan geminin uzunluğu 340 metre (1). ve boğaz’dan şimdiye kadar geçen en uzun gemi olan v. kerkis’in uzunluğu ise 315 metre.
üstelik bu gemi bile 150.000’i romörkor hizmeti ve 50.000’i diğer hizmetler adı altında toplam 200.000 $ ödemiş. (2) geçen gemilerin %88’i 200 metreden uzun olsa da, bu tip uç rakamların kazanılabilme olasılığı hayli düşük.

hâliyle, bu kanaldan geçecek, çoğu bu büyüklüğe yanaşmayan gemilerin her birinden 100.000 dolar para kazanılabileceği – üstelik boğaz’dan istemezlerse ücret ödemeden geçme şansları varken – pek mâkul görünmüyor bana.

yoksa siz inanmış mıydınız?

1 : freedom of the seas
2 : http://www.ekotrent.com/haber/20100903/Gecis-ucreti-200-bin-dolar-verdi.php

(bu kısa yazıyı 2011’de kanal istanbul tartışmaları döndüğü vakit yazmıştım. iki yıl sonra, trakya’da konut ve tarla değerleri kanal istanbul ve üçüncü havalimanı projeleri sayesinde çılgın atıyorken, yeniden paylaşmayı uygun gördüm.)

Açık Saçık Giyinerek Erkeklere Zulmeden Kadınlar!

Geçen gün tıklım tıkış metrobüste – deri solunumu ile nefes alarak – seyahat etmeye çalışırken, Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin iman dolu yüzüyle karşı karşıya buldum kendimi. Çok değil, bundan üç yıl önce bir videosunu izlemiştim ve Furkancılar’a olan bakış açım değişmişti. Bu konuda yazdığım yazıyı da ufak bir-iki değişiklikle paylaşmak istedim burada :

açık saçık giyinerek erkeklere zulmetmek aslan yurdum erkeğinin isyanının sebebidir.

zulümdür bu yapılan müslüman yiğitlerine.

dünyaya islamı yayacak, cihadın ön saflarında yer alacak kaç mümin, kaç nefer helâk olmuştur bu günahkâr kadınların yüzünden, kaçı yoldan çıkmış, günaha bulanmıştır kim bilir…

birazdan linkini vereceğim bu çok değerli konuşmadan, sözler alıntılamak istiyorum size, mideniz tutarsa izlersiniz videoyu da, konuşma yapan gözü dönmüş adamı da!

“bir zaman gelir imanı muhafaza etmek, elde bir köz tutmak kadar zor olur.

…bekârlar bugün yolda yürürken, ellerine ateş almış gibi olmuyorlar mı?

…onlara bunları yapanlar zalimdirler. onlar günahkârdırlar. onlar zalimdirler.

…geçen açık saçık giyinen bir akrabama sordum : “zalimsin dedim! zalim olmak ister misin?” dedim.

“istemem” dedi.

“ama sen, zalimsin” dedim.

… “onların psikolojilerini mahvediyorsun”

…”onları mahvediyorsun. onları harama sevkediyorsun.”

…”tokat atsan zulümdür, bu yaptığın tokattan çok daha ağır.” dedim.

“erkekler ne kadar zayıfmış!” dedi.

“erkeklerin ne kadar zayıf olduğunu bu meselede, bilmiyor musun?”

…”neden bilmiyormuş gibi davranıyorsun, yalancı!”

…”allah fıtratına bunu yerleştirmemiş mi?”

…”nasıl yürüyorsun, nasıl bakışlar atıyorsun?”

…”sen bunları bilmeden mi yapıyorsun?”

furkan eğitim ve hizmet vakfı‘nın paylaştığı bu iğrenç videoya https://www.facebook.com/video/video.php?v=410555597275 adresinden ulaşabilirsiniz.

allah’ın kadınların fıtratına “orospuluğu” yerleştirdiğini, erkeklerin de nefis yoksunu hayvanlar olduğunu bize öğreten bu çalışma için alparslan kuytul hocaefendi’ye teşekkürü bir borç biliriz.

video altı yorumlar :

“hocam ağzinz sağlik sağolun allah başarailarinizi daim kilsin inşaallah allahu akbar”

“maşallah allah arzı olsun hocamızdan”

bir yorum silinmiş, son yorum çok güzel :

“yavrucuum mustafa seceneklerin belli:
1//peygamberin “icinizden zengin olanlar evlensin,yoksul olanlar oruc tutsun.”diyor.
2//iffet timsali turbanli kizlarinizla yine dininizin ongordugu uzere muta yapin, iki-uc gun takilin.
3//benim onerimi dinleyin hadim edin kendinizi, en azindan uremezsiniz lan sapik pezevenkler.”

Kahrolsun Deniz Gezmiş ve Yandaşları

Biraz önce 2008’de yazdığım bir yazıya denk geldim, burada da bir kopyasının kalmasını istedim. Yazı esas itibariyle, bir Facebook grubunun tanıtım yazısıydı. 5 yıl sonra hâlâ açık olduğunu gördüğüm bu grubun bugün sadece elli üyesi kalmış, çok yazık! Yazıyla ilgili düşüncelerimi metnin içine serpiştirdiğim köşeli parantezlerde paylaşmışım, muhtemelen ciddiye almakta çok zorlandım :)
 
İsterseniz buyrun, bu saçma yazıyı okumaya başlayın : 
deniz gezmiş apaçık bir vatan hainidir. türk solu adı altında bu ülkeyi biribirine düşürmüş her türlü pisliğin içinde olan anarşisttir. özgürlük adına gasp, soygun, adam kaçırma, tehdit ve bunun gibi birçok gayrimeşru işlerle uğraşmış ve türk (misal) gencine yakışmayacak her türlü pisliğin içine girmiştir. [ iddia tamam, şimdi kanıtlara geçelim : ] kendisi bizzat kendi dedemden silah zoruyla haraç kesmiştir bahçesindeki meyveleri silah zoruyla arkadaşlarıyla toplamış ve gidinceye kadarda tehdit altında bırakmıştır. [ kanıt dedesinin kamulaştırılan meyva bahçesi :) kaynak: dede! ]bugüne kadar yaptığı tek iyi bir icraati bile bulunmayan; bu vatan haini deniz gezmiş (sovyet uşağı), nasıl olurda vatan sevdalısı özgürlükçü devrimci gençlik olarak tanıtılabilir ilginç bir durum. [ böyle anlatınca bana da öyle geldi bir an. nazım ile karıştırmış olmayasın? hani, aynı sözleri nâzım için de söylerdi senin babangil, ondan diyorum. ayrıca, ölmeden önce ne demeye “yaşasın tam bağımsız türkiye!” dedi bu çocuk, “yaşasın tam bağımsız rusya!” derdi, değil mi? yok yok, ölümü bile planlanmıştı. kendini sovyet uşağı gibi göstermemek için ölürken böyle dedi. vay hain! ] o zamanın devrimci çocuğu deniz gezmiş, bu zaman türkiyesinin kahpe-pkk sıdır. [ türkiye yazarken yaptığı hatayı gözardı ediyorum, zira önerme fevkalade! deniz gezmiş = pkk! kişi ve kurum arasında nasıl bir ilişki kurduğunu şimdi öğreniyoruz : ] aralarında tek bir fark bile yoktur. [ bak öğrendik. deniz gezmiş ile pkk arasında tek bir fark bile yokmuş. deniz gezmiş kaçbin kişi ediyor o zaman? ] o zamanın deniz gezmişine özenen gençlik demektir ki bu zamanın kahpe-pkksına özenen gençliktir. [ pkk’nin adı pkk değil, kahpe-pkk, bu böyle biline! o değil de, ya kahpe-pkk diye bir milliyetçi örgüt kurulduysa ve ben bunun farkında değilsem. kısaltması da k-pkk! :))) ] adam kaçırma deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var, gasp deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var,eline korkaklar gibi silah alıp dağa kaçmak deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var, özgürlük adına bu vatanı sokaklara dökmek birbirine katmak türk’ü türk’e düşman edip savaş ve çatışma ortamı oluşturmak deniz gezmiştede var kahpe-pkkda da var… [ yorumsuz geçtim bu kısmı, almış başını gitmiş arkadaş zira! bizim deniz neler yapmış da haberimiz yokmuş… peh peh peh… hayır, epeyce tepki toplayacak örnekler verirdim ama, benzerlik göte girebilir, o yüzden vermeyeceğim. sadece şunun altını çiziyorum, pkk bir türk örgütüdür. türkler kurmuştur, amacı da türk’ü türk’e düşman etmektir. hangi türk mü? dağ türkü canım :))) ]

uzun lafın kısası deniz gezmişi savunanlar bilmeliler ki kahpe-pkk nın şuan savunduğu zihniyet deniz gezmiş zihniyetidir. [ k-pkk denen “pkk karşıtı örgüt” marksist-leninist imiş, bak ben bunu da kaçırmışım :) ] şu an bir kahpe-pkk lıyı çağırıp neyi savunduğunu sorsanız aynı şeyi bizzat kendiside söyler. [ kahpe-pkk’lı söyler, pkk’lı söylemez. pkk’lı türk’ü türk’e düşman ettiğini de söylemez, var mısınız iddiaya? ]deniz gezmiş bu vatan uğruna değil, yediği nanelerin hesabını ödemek üzere idam edilmiştir. [ yediği naneler??? puhahahahaha! :))))) (bkz: üç bizden üç onlardan) ] ve ne mutlu ki böyle azılı bir anarşist ve yandaşları isabet bir kararla idam edilmişlerdir. [ gerçekten isabetli bir karardı. gencecik çocuklar devlet tarafından öldürülmeseydi kimbilir neler olurdu! hay canına yandığımın kan bezirganları! ] deniz gezmişin savunulacak hiç bir yönü yoktur. [ yukarıda dedi ya nedenlerini, dedesinin meyvalarını almış, ondan bu kadar kızgın arkadaş! ] amerika ya karşı olan anarşist deniz gezmiş rusyaya neden sessiz kalmıştır? [ sen verdin ya cevabını yukarıda, sovyet uşağı! ] amerikaya ve dış güçlere karşı olan anarşist deniz gezmiş neden che nin ilerlerdiği yolda ilerleyip bu vatanın altını üstüne getirdi? [ kahpe-che falan dememiş, hayret yahu! bu vatanın altını üstüne getirmek ne kadar kolaymış hem? deniz gezmiş tek başına yapmış! che de tek başına yapmış! ] tam bağımsız türkiye deniz gezmiş gibi anarşistlerle değil gerçekten bu vatan için düşmanla çarpışan şehitlerimizle olur. [ ehehehehe, bak bak bak, çocuğun son sözlerine de el koydu. tam bağımsız türkiye’nin nasıl olacağını iyi belleyin. yalnız, içimizdeki düşmanla, bizi yöneten/bizi sömüren/bizi baskı altına alan düşmanla kim mücadele edecek? ] deniz gezmiş düşmanıyla değil bu vatan topraklarında yaşayan iyi yada kötü bu memleketin vatandaşıyla savaşmıştır.. [ ordu da iyi yada kötü bu memleketin vatandaşıyla savaşmıyor mu? ] bizim asil askerimiz hiç bir zaman gasp etmedi kimseyi.. [ amcam, eşşeğine tecavüz eden bir askeri vaktiyle mahkemeye vermişti, yalan değil, gerçek… asil demeyin bana :) ] hiç bir zaman soymadı bir bankayı ve hiç bir zaman zorla adam kaçırıp özgürlük adına gizli gizli dağlar ardına saklanmadı… [ bankayı niye soysun, yıllarca ülke bütçesinin yarısı elindeydi. gerilla mücadelesi lan bu! hem kaçırmış da öldürmüş mü deniz? ] vatan hainlerine karşı yiğitçe savaşıp hiç bir şekilde gayrimeşru iş yapmadan kanlarıyla tam bağımsız türkiye bıraktılar bize… [ ordunun gayrimeşru iş yapmaması? amerikan silahlarıyla korunan tam bağımsız türkiye! ulan konuşturacağım, halkı ordudan soğuttuğum gerekçesiyle silinecek entry. ben susayım, siz araştırın… kenan evren gibilerinden başlayın lütfen… ] bu durumda halen deniz gezmiş sempatizanları varsa kusura bakmasınlar ama vatan hainleridir!! [ ah ah ah ah… “a => b. ben önermemi ispatladım, siz düşünün gerisini” diyor arkadaş. deniz gezmiş hakkında bilgisi olmayan pek çok insan, herhalde bu kadar uzun ve ciddi bir yazıyı okuduktan sonra, şüphesiz deniz’in de, sempatizanların da vatan haini olduklarına zerre şüphesi kalmamıştır. keşke bilgili olanları da iknâ edebilecek, en azından düşünmeye sevk edecek bir yazı yazsaydı, yazdığına değseydi… ] türk askerine teslim olan kahpe-pkk zihniyetininde idolü deniz gezmiştir! [ bundan sonra her k-pkk’liye bir deniz gezmiş gözüyle bakacağım. ama bu k-pkk’liler niye teslim oluyor askere? onlar asker ile birlikte pkk’ye karşı işbirliğine gidiyor olmalıydı zannımca. ]

(komünizmi savunan akımlar arasında en yaygını leninizm (marksizm-leninizm)’dir. marksist leninizm’e göre komünizme giden süreç burjuvazinin ortadan kalkmasını sağlayacak olan proletarya diktatörlüğüyle başlatılacak ve ardından komünizmin hazırlayıcısı sosyalizm aşamasına geçilecektir. marksist kuramda son aşama olan komünizmin gerçekleşmesiyle devlet ortadan kalkacaktır!) [ amanin çok korktum. arkadaş bu paragrafı, ne kadar bilgili olduğunu göstermek için yazmış diyecektim ama google’da aradım, kaynak http://tr.wikipedia.org/wiki/komünizm imiş. ]

kahrolsun deniz gezmiş ve kahrolsun yandaşları!!
[yihuuu, şak şak şak şak]

grubun adresini unutmadan paylaşayım, şuradan buyrun : http://www.facebook.com/group.php?gid=12906380990

Ateizmin Çeşitleri Nelerdir? Nasıl Otistik Ateist Olunur?

Devreler yandı biraz galiba, birazdan okuyacaklarınız sizde de aynı etkiyi yaratmazsa, sizi tebrik etmeme izin verin. Lafı uzatmadan bugün okuduğum enteresan bir köşe yazısıyla başlamak istiyorum söze. Bu yazı Zeynep Belgeli adında bir kardeşimize ait. Haberburcu adında bir haber sitesinden. Siteyi ilk kez duymuş olabilirsiniz, şahsen ben ilk kez bugün duydum. Adını okuyunca burçlarla ilgili haber yapan bir site sandım, keşke öyle olsaymış. Zeynep kardeşimiz üşenmemiş, dün yayınlanan “Ateizm Nedir?” isminde bir yazı kaleme almış. Buyrun beraber bakalım yazıya :

Ateizm nedir? Ateizm kısaca “Tanrı tanımazlıktır.” Ateizmin birçok çeşidi var. Bunlardan iki tanesine kısaca değineceğim.

Birincisi teorik, ikincisi pratik Ateizm.

Teorik ateizm: Allah’ı inkârın yanı sıra peygamber, mucize, vahiy, ahret,  mistisizm vb. inançlar eleştirir şiddetle reddeder.

Pratik ateizm: Allah’ı yok saymakla beraber günlük hayatta dini tören vb. ortamlardan uzak kalarak Allah’ı hatırlatan her şeyden kaçınmaktadırlar. Yani tabiri caizse “yaşamlarına Allah’ı katmak istememekteler.”

Evet, kardeşimiz girmiş TDK’nın sitesine, okuyucuları için ateizmin tanımına bakmış. “Tanrıtanımazlık” yetersiz gelmiş ona ki, ateizmin birçok çeşidi olduğu şeklinde bir açıklama getirmiş. Bununla da yetinmemiş, bu birçok çeşidin arasından iki tanesini çekip almış, teorik ve pratik ateizm!

Tanımları ise daha bir takdire şayan. Allah’ı inkâr etmekle kalmayan teorik ateistler, bütün inançları eleştirir ve  şiddetle reddedermiş.. Pratik ateistler ise mistik ortamlardan uzak durmakla yetinmekte, teorik ateistlerin aksine(!) “yaşamlarına Allah’ı katmak istememekteymiş. Yani teorik ateistler militan, pratik ateistler ise pasifistmiş. Teorik ateistler pratik ateistlerin yaptığını yapmayıp ibadethaneye gidiyor galiba aynı zamanda. Çok acayip!

İsterseniz http://nooooooooooooooo.com/ adresine tıklayıp dünyayı yok edecek düğmeye basın.

Ateistlerin şu anti-teist geyiklerinden çektiğini başka kimseden çekmediğini söylememe gerek yok sanırım. Wikipedia’da bile şu açıklamayı yapmak zorunda kalmışlar ilgili maddede :

Ateist, tanrı veya tanrıların varlığını hayal ürünü bulan kişidir. Ateizm bir inanç değildir. Çoğu zaman yanlış ifade edildiği şekli ile (tanrıtanımaz kelimesinde olduğu gibi) tanrıyı inkar eden kişi değildir. Çünkü “inkar” varolan bir şeyin reddedilmesi anlamı taşır, oysa ki ateistlere göre tanrı varolmadığı için onun “inkar edilmesi” de yanlış bir terminolojik kullanım olacaktır.

Zeynep’in yazısına kaldığımız yerden devam edelim. Bakalım o başka neler demiş?

Ateizmin kutsalları akıl, düşüncedir.

Evreni evrenle açıklar dolayısıyla bunlara materyalist de diyebiliriz.

Çoğunluğu eğitimli, fazlasıyla zeki espri yetenekleri haddinden fazla gelişmiştir.

Tapındıkları “düşünce” olunca haliyle fazlasıyla okurlar.

Bununla beraber -özellikle ergen kesimde- ahlaki (etik) kurallar fazla önemsenmez

Diyaloglarında seçtikleri kelimelerin ahlakiliklerini kontrol etmez, özellikle savunma vb. durumlarda rahatlıkla argonun ötesinde bel altı konuşmaktan çekinmezler.

Bunun sebebi de kendilerini bağlayan bir dini kurallar bütününün olmayışındandır.

Gereğinden fazla rahattırlar.

Sanat dünyasından tutun da iş dünyasına ve medya kesimine kadar ateistler mevcut. Kimi açıkça belli etmez inancını, kimi daha rahattır; söylemekten çekinmez.

Neti, sosyal medyayı yoğun kullanır; (Twitter, Youtube, Google Facebook vb.) müthiş bir şekilde organize olurlar.

Her birinin açtıkları onlarca hesap üzerinden adeta sosyal medya patronluğuna soyunmuşlardır.

Şu bol enter’lı yazma geleneği Yozdil’den hatıra kaldı bizlere. Adam tek başına bütün yetişen “parlak” kalemleri etkiledi, onları kendisine benzetti. Neyse… Kardeşimiz epeyce hırslanmış. Okuyucusunu bilgilendirmek adına ateistler hakkında ne biliyorsa yazmış! Düşünceye tapınmak gibi ateizmde olmayan şeyleri ateizme atfeden zırvaları bir kenara koyduğumda, söylediklerinin en azından bir kısmının gururumu okşadığını(!) inkâr edecek değilim. Kim eğitimli, zeki, espiritüel olarak anılmaktan rahatsız olur ki?! Kaldı ki “ateistlerin çoğunluğu“nun eğitimli ve zeki olduğunu itiraf etmek de, bir müslüman için zor olsa gerek.

Bu arada, Zeynep kavram kargaşası yaratmaya çalışmaktan da geri durmamış. Politzer Felsefenin İlkeleri isimli eserinde Materyalizmi “Evrenin bilimle açıklanması” olarak tanımlar. Evrenin evrenle açıklanmasından daha anlaşılabilir bir tanım bu. Öte yandan, “argonun ötesinde bel altından konuşmak” gibi seksist bir tavırı zeki, eğitimli, espiri yeteneğine sahip ve çok okuyan (kendisinin tanımları) bir kesime atfetmek oldukça abes olsa gerek. Çünkü toplumda seksist ifadeye karşı direnen insanlar ekseriyetle Zeynep’in betimlemelerine uyan insanlardır (ateist olmak zorunda değil, yanlış anlaşılmasın). Bilakis, toplumun daha az okuyan, kendini daha az geliştirmiş kesimlerine atfedilecek bir tavırdır bir tartışmada savunma durumunda kalınca küfretmek!

Kendilerini bağlayan bir dini kurallar bütünü olmadığı için ahlâkiliklerini kontrol etmeme (bu ne demek yahu?) hikayesi, daha önce defalarca kez karşılaştığımız bir itham. Bunu hep şeye benzetiyorum içimde. Evde baba korkusuyla oturup sokağa oynamaya çıkamayan çocuk, dışarıda oynayan çocukları camdan izleyip onlara laf atmaya çalışıyor. Sahip olmadığı özgürlüğü, seçim yapamama hâlini onları aşağılayarak aşmaya çalışıyor. Oysa ki, – ille de söyletecekler – ateistler ahlâki bir yoksunluk içerisinde değildirler, dışarıdan kendilerine empoze edilen ahlâki değerler yerine, kendi yarattıkları değerler ile yaşarlar hayatlarını. Ve açıkçası, cehennem korkusu ile bir şeyi yapmamak, dayak korkusu ile dışarı çıkmamaya benzerken ve ahlâki bir olgunluğu değil, ahlâki bir yetersizliği – düşünsenize, kendi ahlâki değerleriniz üzerinde bile söz sahibi değilsiniz – gösterirken; mantıklı olduğu için bir şeyi yapma/yapmama seçimine kendi başına, kendi iradesiyle karar vermek, Zeynep’in tabiriyle “ahlâkiliklerini kontrol etmek”, ateistlerin ahlâki yeterliliğe sahip olduğunu göstermez mi? Teistlerin yapma iradesini sözde yaratıcılarına devrettikleri için ahlâkiliklerini kontrol edemediklerini söylemek daha doğru değil mi?

Ateistlerin sosyal medyayı nasıl domine ettiklerini Fazıl Say’ın Hayyam’ın rubailerinden birini paylaştıktan sonra karşı karşıya kaldığı küfürlerden anlıyoruz zaten. Muhteşem despotlar bu ateistler! Muhteşem ahlâksızlıklarıyla sosyal medyada teistleri mahvediyorlar!

Yukarıda da belirttiğim gibi espri yetenekleri gelişmiş ve bunu dinin aleyhine hissettirmeden gerek twitter gerek facebook vb. üzerinden yoğun olarak kullanırlar.

Tartışmayı sever, özellikle Müslüman gençlerle fikir tartışmalarına girmek için fırsat kollarlar.

Allah ve buyruklarına dair kafa karıştırmaktan fazlasıyla hoşnut olurlar.

Ve bunu bir başarı olarak görmekteler.

Ateistler ne kadar zararlı sorgulaması yapmak gerekirse, fiziksel olarak pek zararları olmamakla beraber psikolojik ve maneviyat zayıflatma adına zarar teşkil edebilirler.

Bilinçaltına inmenin yollarını bilir o yönde İslam gençliğini etkilemeye çalışırlar.

İnançları zayıflatma adına her tür yolu “mubah” sayarlar.

Görsel ve yazınsal araçları alabildiğine ustaca kullanmaktalar.

Şu anda yazdığım bu yazı, sanırım Zeynep’in kastettiği ateist bizans oyunlarından biri! Bu da beni teorik ateist yapıyor! Ufak bir oynamayla terörik ateist bile olurum ben şimdi! İnsanları düşünmeye sevk etmenin ne büyük başarı olduğunun farkındayım, insanları okumaya sevk etmenin ne büyük bir başarı olduğunun farkındayım. Bir kişinin bile ufkunu genişletmekte başarılı olursam, bu başarı değil de nedir? İletişim dediğimiz şey paylaşarak büyüme ve ilerleme için değil de nedir? İnsanların bilinçaltına inmenin yollarını bilmiyorum, kimseyi psikolojik açıdan olduğu hâlden daha kötü bir hâle getirmenin peşinde değilim ama körler ülkesinde bir gözü kapalı yaşamaya çalışmıyoruz ki! Platon’un gölgeler mağarasındayız ve gölgeleri gerçek sanan insanlara güneşi göstermeye çalışıyoruz. Bunun nesi yanlış?

Bir insanın anne babası Müslüman olduğu halde neden ateist olunur sorusuna verebileceğimiz cevaplar: Yeterince manevi eğitim, bilgi, birikim almaması; boşluklar, çekici (Marjinal) arkadaş grupları ve en önemlisi sorumluluklardan (dini vecibe) kaçmanın rahatlığı diye sıralayabiliriz

Ateistlerin ne kötülüğü var inançları (inançsızlığı) kendine denildiğinde söyleyebileceğimiz evet inancı kendine, fakat başka kutsallara saygı duymak hakaret etmemek aşağılamamak kaydıyla…

Zeynep hiç üşenmemiş, sadece ateistler ile bildiklerini sıralamakla kalmayıp, sorunun kaynağına bir yazının iki paragrafıyla inip çözümlemiş bunu. Bunun için empati bile kurmuş – ki bu ateistlerin yapamadı bir şey, bilesiniz! Bu da bizi başlıktaki ikinci soruya yöneltecek birazdan, nasıl otistiklerde inanç lobunun olmaması ve gizli ateistliklerine!

İlk paragrafta söylediklerine gelince. Gerçekten bu konuda söz söylememe gerek var mı? Yani bir insanın ateist olmasına giden süreç bunlar mı? Agnostizme giden süreç ne peki? Deizme giden süreç ne? Özgür Düşünceye giden yolda hepimizin yaşadığı bu muydu yani? Bu kadar basit mi? Güldürmesin beni!

İkinci paragraf ise ayrı bir hikaye. Lekum dinikum veliyye din. Binyılın yalanı! Pekiyi, çok güzel! Sen bunu diyorsun da, senin inancın bu konuda samimi mi? Mürted’in katli vacip değil mi? Kâfir ile arkadaşlık edebiliyor musun? Ona önce tebliğ zorunluluğun yok mu? Tebliğini reddettiği zaman, onunla arkadaş kalabilmene izin veriyor mu dinin? “Başka inançlara hakaret etmeme, onları aşağılamama” yalanını daha ne kadar kalkan olarak kullanmaya çalışacaksınız? Ateizmin bir inanç olmadığı aşikâr iken, bilakis inanç mefhumunu hayali arkadaşlarla takılmaktan farklı görmezken ateizm, senin hayali arkadaşına saygı duyması abes değil mi? Yani sen dünya üzerinde, İbrahimi Dinlerin Tek Tanrısı hariç bütün tanrılara YOK demiyor musun? Onlara yalan demiyor musun? Onları aşağılamıyor, inananlarını cehennemle cezalandıracak kâfirler olarak görmüyor musun? Hatta, o Tek Tanrı’nın gönderdiği diğer dinleri de senin dinini göndererek geçersiz kıldığını söylemiyor musun? Bunu İbrahimi Dinler’in tamamı birbiri için her gün ama her gün yapmıyor mu? Bu masalla uyumak için insanlık biraz yaşlanmadı mı?

Şöyle bir durum da var ki ölümcül vb. hastalıklara sıkıntılara yakalandıkları vakit çaresizlik içinde bir çare arar sığınacak bir liman gibi duayı keşfeder Allah’ı anmaya başlarlar.

Ne kadar inkâr edilirse edilsin vicdanlarından fıtratlarından kaçamamaktalar.

Ateizm her ne kadar “tanrı tanımazlık” olsa da aslı hiçliktir, yoksulluktur, kendilerine kötülüktür.

Ateistlerin tapındıkları bilgi, tek başına kuru bir sonbahar yaprağı gibidir.

“En büyük kötülük Allah’ı yok sayma kötülüğüdür.”

En yoksul insan, mal yönünden yoksul olan değil, en yoksul insan Allah’ı tanımayandır.

Rabbim hidayete ehil olanlara hidayet buyursun!

(Saydığımız özellikler elbette genel değil toplumumuzdaki ateistleri kapsar.)

Parantez içerisindeki o komik cümle de dahil, yazının geri kalanı ve yargıları hakkında ne söyleyeyim ki?! İçi boş savlar, savlar, iddialar. Evet, ateistler hasta zihinli insanlardır, başları sıkıştığında insanlığın çocukluk hastalıklarından biri olan ilahi ebeveynde çözüm arayıp, hemen o ebeveyni yoktan var eder ve hemen ondan soruna çözüm bulmasını isterler!

Özet geçiyorum : Ateistler başka inançlara hakaret etmemeli, onları aşağılamamalı. Ama biz ateistleri aşağılayım, çünkü bu bizim inancımız!

Gelelim ikinci sorumuza… Hayli uzun bir yazı oldu, farkındayım. Bu konuya değinmeden geçmek istemiyorum. Az sıkın dişinizi, bunu da okuduktan sonra sinirleriniz o kadar bozulacak ki, bilgisayarı kapatıp gidip bir kahve yapmak ve hiçbir şey düşünmeden birkaç dakika nefes almak isteyeceksiniz. Bu yazının öncesini bile unutacaksınız :

Adana Otistik Çocuklar Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı Sosyolog Fehmi Kaya, “otistik çocukların beyinlerinde Allah alanı gelişmemiş, onun için ibadet etmeyi, Allah’a inanmayı bilmiyorlar” diyerek, adeta bir imam gibi şu sözleri kullandı: “(Otistik çocukların) bir yaratan olduğunu insanların buna inanıp ibadet ettiğini anlaması, kavraması, içselleştirmesi gerekiyor.

Nazım yaşıyor olsaydı, ve “Yirmibirinci Asırda Memleketimden İnsan Manzaraları“nı yazsaydı, bu adamı katar mıydı, bilmiyorum. Elimde olsaydı, bu adamla aynı kafa güzelliğine sahip insanlara pozitif ayrımcılık uygulanmasını isterdim, bundan eminim. Hangi konuda olduğu ise bende kalsın. Habere devam edelim :

“Onun için ibadet etmeyi, Allah’a inanmayı bilmiyorlar. Otistik çocuklara uygulanacak farklı terapi yöntemleriyle, çocukta farkındalık yaratmak gerekiyor. Bu farkındalığın içinde bir, duyularının iyi gelişip karşısındakiyle empati kurmayı öğrenmesi gerekiyor. Normal insanların yaptıklarını neden yaptığını öğrenmesi gerekiyor. Bunun sonucu olarak da bir yaratan olduğunu insanların buna inanıp ibadet ettiğini anlaması, kavraması, içselleştirmesi gerekiyor. Böylece beyinlerinde inanç alanı oluşturulabilir.”

Sosyolog hocamızın kaçırdığı bir nokta var : Yanlış hatırlamıyorsam, yakın zamanda insan beyni üzerinde yapılan araştırmalarda, inançtan kaynaklanan parapsikolojik deneyimler, psikolojik sorunlar ya da uyuşturucu kullanımına bağlı sanrı/halisünasyonların beynin aynı bölgesinde tetiklendiğini ortaya koyuyor.  Otistik çocukların bu sanrılara ihtiyacı var mı gerçekten?


“Farkında olmadan doğuştan ateist”

Otistik çocukların farkında olmadan rahatsızlık nedeniyle doğuştan ateist olduğunu belirten Kaya, “Bunun farkında değiller. Araştırmalar doğal olarak otistik çocuklar ile ateistler arasında bir bağlantı var diyor. Araştırmacılar ABD ve Kanada da, ateizmin, otizmin bir farklı versiyonu olduğunu söylüyor. Resmi bile tanımlayamayan çocukların Allah’ı tanımlamasını bekleyemeyiz. Otistik çocuğa yapılan terapi ile nesnelerin ne olduğunu fark ettirmemiz lazım. Bu da beyinde bulunan duyu alanlarına hükmederek yapmak gerekiyor” dedi.

Yetmiyor değil mi, sizin gibi düşünmeyen, sizin gibi olmayan herkesi hasta ilan edeceksiniz! Feministler : HASTA! Komünistler : HASTA! Eşcinseller : HASTA! ABD ve Kanada’da yapılan hangi araştırmalar ateizmin otizmin farklı bir versiyonu olduğunu söylüyor, çok merak ediyorum. Sanıyorum hocamız, elektroşok ile beyni yakarak tedavi etmek istiyor otistik çocuklar ve atesitleri!


“İnançlı hale getireceğiz”

Kaya, Yüreğir Belediyesi ile ortaklaşa çalışarak Kültür Evleri’nde otistik çocuklara ücretsiz terapi merkezleri açılacağını belirtirken, terapi merkezinden kastını ise “burada otistik çocukları inançlı çocuklar haline getireceğiz” sözleriyle ortaya koydu.

Çok güzel konuşmuş, çok güzel anlatmış derdini İhlas Haber Ajansı’na. Onlar da çok hoş servis etmişler bu haberi. Çok mutlu oldum. Otistik çocukların yegâne derdi de, çektikleri inanç eksikliğiydi zaten!

Otistik olsun ya da olmasın, bir çocuğun doğuştan “özgür fikirli” olduğu gerçeğini bu insanlara anlatmak mümkün mü? İnancın ebeveynler ve/veya toplum tarafından dayatılmadığı bir bireyin inanmamasının mümkün olduğuna bu insanları inandırmak mümkün mü? Bilmiyorum.

Tek bildiğim yapılan araştırmalara göre, Japonya nüfusunun %60’tan fazlası, Rusya neredeyse %50’si, İsveç nüfusunun %80’ten fazlası teist değil ve onlar bu açıklamalara sadece güleceklerdir.

Keşke biz de gülüp geçebilsek.

Kaynak : http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1366618253&year=2013&month=04&day=22